İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Ulusal Değerlere Bağlı Olmak Ayıp Mıdır? [3] | Fatih Altaylı

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Ulusal Değerlere Bağlı Olmak Ayıp Mıdır?





Resmi ekleyen


Fatih Altaylı

13.02.2010 08:36:24




ORGENERAL İlker Başbuğ ile yaptığımız ve iki gün boyunca okuduğunuz söyleşinin bazı bölümleri haliyle sayfalara sığmadı.

Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin eğitimi ve İngiltere örneğiyle ilgili olarak İlker Başbuğ'un anlattıkları oldukça ilginçti. Bunu da bugün yazmak istedim.

■ İlker Bey, Silahlı Kuvvetler değişmez dediniz, ama bir yandan da Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki değişimden bahsediliyor.

- Az önce baktığımız sözlükte bir başka kavram daha var. "Zaman içinde, birdenbire olmayan, sürekli olan, niteliksel ve niceliksel gelişme süreci." Bu kavram evrim. Yani gelişme. Değişmek ayrı bir şeydir, gelişmek ayrı bir şey. Türk Silahlı Kuvvetleri değişmiyor. Gelişiyor. Az önce söylediğiniz gibi, gelişmeyen ayakta kalamaz. Ve şunu açıklıkla söyleyebilirim ki, gelişime en açık kurum TSK'dır.

■ Nasıl bir gelişme bu?


- İki yönde gelişiyoruz. 1- Personelimizin eğitim ve öğretim seviyesinin gelişmesi. Bunu geliştiremezsek geride kalırız.

2- TSK'nın teknolojik gelişmeyi yakalaması. 3, 4, 5 de var ama en önemlisi bu ikisi. İnsan odaklı yaklaşım çok önemli. Çünkü teknoloji alabilirsiniz ama o teknoloj iye ayak uyduracak, kullanacak personeli yetiştire-mezseniz teknoloj i bir işe yaramaz. Amaç onu kullanacak ve daha ileriye götürecek insanı da eğitmektir. Bizim iki temel unsurumuz var. 800 bine yakın her rütbede insan ve onların kullanacağı teknoloj i.

■ Eğitim en zor kısım. Teknolojiyi, parayı verip alırsınız ama buna uygun insanı yetiştirebiliyor musunuz?

- Bakın sizin bir süre önce yazdığınız bir yazı vardı. Bir araştırmadan alıntı yapmıştınız. Türk Ordusu'nun objektif değerlendirmesi. Siz yazınca gördük. Orij i-nalini bulduk. Okuduk. Pek çok konuda dünya orduları arasında çok önemli bir yere sahibiz. Bizim en önem verdiğimiz "liderlik" konusu oldu. Burada Türk ordusu, İngiltere'nin ardından 2. sırada. İngiliz subaylar liderlikte 10 üzerinden 9 almışlar. Türk subaylar 10 üzerinden 7 puanla ikinci sırada yer alıyorlar. İngiliz subaylar gerçekten iyidir. Peki sizce İngiliz subaylar kaç yıl eğitim alıyor?

■ Bilmem, herhalde en az 4, hatta 5 yıldır.

- Murat Bey sizce?

Murat Bardakçı da benimkine yakın bir süre söylüyor.
İlker Başbuğ kendi sorusuna kendi yanıt veriyor.

- İngiltere'de askeri eğitim topu topu 1 yıldır. Hatta 1 yıl bile değil. 9 ay kadardır. Ama onlar liderlik eğitimine ilköğretimde başlıyorlar.

■ Nasıl?

- Savunma Bakanlığı'na bağlı bir "Kadet teşkilatı" var. Bunlar okullarla bağlantılı. Her yıl kamplar yapıyorlar. 150 yıllık bir sistem. Gençler yazın bu kamplara katılıyor. Yarı izci, yarı askeri eğitim gibi kamplar. 12-18 yaş arası çocuklar, burada mücadele ortamında yaşam ve liderlik eğitimi alıyorlar. Adına da Kadet Training Center deniyor bu kampların. Sonra bunlar arasından isteyenler ileride İngiliz Ordusu'na katılıyor. Ordunun dikkatini çekenlere Savunma Bakanlığı burs da veriyor. Üniversiteyi bitirince Sandhurst'te 1 yıllık eğitimden sonra subay oluyorlar ama gerçek eğitim ilköğretimde başlıyor. Bu kamplara her yıl 134 bin öğrenci katılıyor.

■ Türkiye'de böyle bir sistem mi öneriyorsunuz?

- Aman ha. Katiyen böyle bir şey demiyorum. Böyle bir şey dersek neler derler bize. Ama İngiltere'de sistem bu. Şimdi soruyorum size, İngiltere militarist mi?

■ Katiyen. Bence tek gerçek demokrasi.

- Biz bunu önersek bize militarist derler mi?
- Derler. Deriz.
- Peki demokrasinin beşiğindeki bu sisteme militarist diyebilir miyiz?

■ Ama İngiltere'de demokratik değerler ve davranışlar artık oturmuş.

- Mesele o değil. Bakın işin özü şudur. Bunlar ulusal değerlere bağlılıktır. Ulusal değerlerine bağlı olmayan toplum yaşayamaz, ayakta duramaz. Bazıları ulusal değerlere bağlılığı militarizm olarak görmeye başladı. Ulusal değerlere sahip çıkmak, ülkenin, toplumun geleneklerine bağlı olmak başka şeydir, militarist olmak başka şey. Ulusal değerlere bağlı olmak ayıp mıdır?


Varsa haysiyetiniz üzerine iddiaya girer misiniz?


ÇOK ilginç. Hem de çok.

Silahlı Kuvvetler'e sistematik düşmanlık besleyen grupların zekâ ve algılama yetenekleri konusunda ciddi kaygılarım var.

Bunların bazıları, İlker Başbuğ ile yaptığımız röportaja kendilerince anlamlar atfediyorlar.

Bir bölümü şöyle diyormuş:

"İlker Başbuğ ile röportaj yapabilmek için Genelkurmay'ın emriyle Çetin Doğan'ı televizyona çıkardı. Bu röportaj onun mükâfatı."

Bunlar herkesi kendileri gibi "köpek" zannettikleri için böyle yazıyorlar.
Çünkü köpekler mükâfatla eğitilir ve hizmet ederler.

Behey şerefsizler. Eğer ben, Çetin Doğan'ı televizyona hiç kimsenin telkini veya isteği ve hatta tavsiyesi olmadan çıkardıysam ne diyeceksiniz.

Benim böyle yaptığıma eminseniz, en kutsal bildiğiniz şey üzerine yemin eder misiniz?
Haysiyetsizler. Ben siz miyim!

Bir başka bölümü ise Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un söylediklerini sanki ben söylemişim gibi davranıyorlar.

Arkadaşlar bakın, gazetecilik diye bir şey vardır. Siz bilmezsiniz. Öğrenmeye niyetiniz de yok ama ben yine de anlatayım.

Biz gazeteciler herkesle konuşuruz, onların görüşlerini aktarmalarına ya da onların kamuoyunda bilinmelerine aracılık ederiz.

Bu bazen bir siyasetçi, bazen asker veya sivil bir bürokrat, bazen aranan bir suçlu, hatta bazen bir terör örgütü mensubu veya lideri olabilir.
Ama onların anlattıkları, onların fikirleridir.
Biz sadece aracıyızdır.

Biz, sizin gibi "sahibinin sesi" değiliz.
O yüzden siz, sahibiniz güçlüyken varsınız, sahibiniz güçsüzken yok.

Ama biz yıllardır buradayız.

Aslında çok uzun kalma niyetim yoktu ama sizlere inat daha uzun kalacağım.
Verdiğim rahatsızlık için de özür dilerim.

Anlayacağınız dilde bitirmek gerekirse "Hav, hav hav".

Not: Son üç kelimemde bazı hatalar olabilir. Bilmediğim ama son zamanlarda çok duyduğum için kulağıma aşina olmuş bir dil.


Hikâye bu ya!

ANADOLU'nun orta halli bir kasabasından 40-50 kadar kişi, yakındaki büyük kente alışverişe gitmiş.

Hayvanlara yüklemişler nohutu, buğdayı; onları satıp kumaşlar, tencereler almışlar.
Dönüşte 3 kişi, kervanın yolunu kesmiş, çekmiş silahı, ''Yatın, kıpırdamayın'' derken hepsini soymuş, yarı çıplak yollamış.

Kasabanın girişinde durumu görenler şaşırıp sormuşlar:

"Ne oldu size, ne bu haliniz?"

Soyulduk, yanıtı alanlar yüklenmişler:

''Kim soydu, nerede soydu, kaç kişiydi?''

İçlerinden biri durumu özetlemiş:

''Onlar 3 kişi beraberdi, biz 40 kişi yalnızdık!''


NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

İnsanlığın surette olmadığını anladığımız zaman.




Kaynak: haberturk




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı