İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Cemal Süreya | Galıp Sertel

- - - - - Galip Sertel Cemal Süreya

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 2 yanıt gönderildi

#1
karakaya

karakaya

    KD ™ Yeni Tanıdık

  • Dost
  • 25 İleti


"Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var"

Cemal SÜREYA



bir çocuk geçiyor terli kaldırımlardan sabah sabah
kül rengi ışık salvosunda kaybolmuş gözleri
adı cemal süreya
kahvaltısı dağılmış dört bir yana" Anadolu şiiri"
güneş taptaze doğuyor çiyli tepelere,
"aşkı haraca bağlanmış"kızlar
kale duvarlı evler
bir cemal süreya aşkı bekler
tüfekler iyi niyet bağdaş kurmuş
düzyazı suskunluğunda sığ sular
yollarda jandarma ,eşkiya
kahvaltı sofralarında bir cemal süreya arar
sen ki yersiz yurtsuz edilmiş bir göçebe çocuğu
damağında döllenir tadı yol kavşağı kahvaltıların
hasbelkader yudum yudum yaşadın savrulmuşluğu
kalk gidelim
kalk gidelim Necibe geç kalmadan
cemal süreya şimdi geçer buradan... 

Galıp Sertel

 


Konu Hale tarafından 19 Şubat 2016 Cuma - 11:22 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Konu İçeriği Düzenlenmiştir.

  • Hale bunu beğendi

#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Konu İçeriği Düzenlenmiştir.



#3
karakaya

karakaya

    KD ™ Yeni Tanıdık

  • Dost
  • 25 İleti
Cemal  Süreya Şimdi Geçer Buradan 
 
 
 
 
"Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı" 
                                                Cemal Süreya 
 
bir çocuk geçiyor terli kaldırımlardan sabah sabah 
kül rengi ışık salvosunda kaybolmuş gözleri 
adı Cemal Süreya 
kahvaltısı dağılmış dört bir yana" Anadolu şiiri" 
güneş taptaze doğuyor çiyli tepelere 
"aşkı haraca bağlanmış"kızlar 
kale duvarlı evler 
sisli yalnızlıklarında  bir Cemal Süreya  aşkı bekler 
tüfekler iyi niyet bağdaş kurmuş 
düzyazı suskunluğunda sığ sular 
yollarda jandarma ,eşkiya 
kahvaltı sofralarında bir Cemal Süreya arar 
sen ki 
yersiz yurtsuz edilmiş  bir göçebe çocuğu 
damağında döllenir tadı yol kavşağı kahvaltıların 
hasbelkader yudum yudum yaşadın savrulmuşluğu 
ve  hasım düşlerin gelir "yırtılan ipek sesiyle" 
peyderpey gelirler  otururlar  sofrana sefil sefil 
çilesi dolmamış evlerden
yıkılmış çadırlardan gelirler  "Afrika dahil" 
beklediğin  "geniş zaman" uslanır telgrafın tellerinde
kalk gidelim Necibe "vakit var daha "deme 
kalk gidelim geç kalmadan 
Cemal Süreya şimdi geçer buradan... 
 
Galip  Sertel
 
                                                                                     
                                                                                             
             
                                                                                            Ve    Şiirin     Hikâyesi
 
 
 
          Her nasılsa, neredeyse ansızın büyümüş, delikanlı oluvermişiz Tuna boylarında...  Bir  mecnunluk havalarında bir Alişim  edası ile kızlara iltifatlar etme, "sevda sözleri" söyleme zamanları gelip çatmış,bir de Anadolu'nun sıcak bağrından kopup gelmiş bir Cemal Süreya şiiri haykırıp duruyor akşam sabah  içimizde dışımızda ...Cemal Süreya'nın"Kanto'sunu" okuyoruz uluorta,yüksek sesle,etrafta işidilsin diye,dünyada güzel sözlerin varolduğu duyulsun diye.. ..Nereden, nasıl geçtiyse ele,el yazmalar eksikyazılmış mısralarla, kızların gökyüzü mavi gözlerinin derince pınarlarına damlayıp:
" Ben nerede bir çift göz gördümse/Tutup onu güzelce sana tamamladım /Sen binlerce yaşayasın/Sen benim olasın diye yaptım bunu"
 diyerek gururla,israrla okuyoruz,şaaşalı efsunlı delikanlı havalara girip tantanalar basıyoruz, garsonu çağrıyoruz... Garsonun adı Barba,getirdiğ bira,garsonun adı Hakkı,getirdiğ rakı... 
Efkârlanıp, gemiler, abalar yanıyor, halimiz harap,garsonun getirdiğ şarap...Hey gidi delidolu gençlik heyyy... 
Sonra uzun bir zaman diliminde  yaşanılacak büyük acılardan yılmamayı, gencecik beyinlerimize cesaret,umut aşılayan Cemal Süreya şiirlerini okumaya başladık..
          1950 lerde Bulgaristan'dan Türkiye'ye bir büyük göç yaşanmış,iki devlet arasında anlaşmazlıklar,iki tarafın birbirlerini suçlamalar olmuş,sınır kapıları kapanmış,soğuk savaşın soğuk
rüzgârları esmeye başlamış,asırlarca yüzüstü bırakılmış fakir fukaranın, sefillerin yegâne umudu olan sosyalizmin ,sosyalist sistem günün emperyal güçlerine karşı koyabilme kaygısı ekseninde,bir savunma cabasında, bir işgüzarlık çaresizliğinde "demir perdesi" ülkelerinde varolan, uykularda olan o milliyetçilik akımları hortlamış,ne bileyim,belki de dünyayı yönetenkatrani  karanlık güçlerin bir büyük oyunu devreye konulmuş,dünyamızın çok köşesinde şovenistliğe kapılar ardına kadar açılmış veTürkiye'den Bulgaristan'a her çeşit kitabın sokulması yasaklanmıştı.Bu sebeplerle Cemal Süreya'nın şiirleri aslından farklı farklı,herkesler kendinden bir şeyler ilâve ederek elden ele dolaşıyor,gönüllere yerleşiyordu .
Taaa ki 1985 cehenneminde,müslüman azınlıkların adları hristiyan adları ile değiştirilp,koca memeleket kocaman bir toplama kampına dönüştürülüp, müslüman Türk'ün,Pomak'ın, Roman'nın, hattâ  hristiyan Bulgar'ın da bir hafıza tutulmasına mahkum edilip, 1989 senesinde milliyetçi Jivkov rejiminin çökmesine kadar... Lâkin alem yine o alem,yine göç, yine sokaklar,meydanlar ırkçı söylemlerle çalkalanmakta,
tehditler,tedhişler  durmadan artmakta ve Ocak 1990...Silistre şehrinin buz tutmuş kaldırımlarında,ellerinde Bulgaristan bayrağı ile binlerce yurttaşım,vatandaşım, meslekdaşım,hani şairin sitemler ettiği gibi /Fakat alıp verilir bir selam kalmıştır/dercesine kapı komşum,hani çocuklarımızın çocuk parklarında kaydıraklarda eğlendiği, salıncaklarda hep beraber sallandıkları çocukların anaları,babaları,beraberce oturup muhabbetler ettiğimiz insanların:
 "Bulgaristan Bulgarlar'a ,Türkler Türkiye'ye" diye bağrışları,çığırtkanlıkları  Tuna düzlüğünü çınlatırken, bir de acı haber Türkiye'den geliyor.
Cemal Süreya öldü...
             9 Ocak 1990...Olamaz diyorum, olmamalı diyorum...Şimdi değil zamanı! ...
           "Ben nereye gittimse bütün zulumlardı  /Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm/ Kötülüklerin büsbütün eğemen olduğu/ Namussuz bir çağ bu biliyorsun"diye haykıran,acıların cehennemini yaşamış, "kan var bütün kelimelerin altında" diyebilen hüznün şairi,"zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar" diye isyan eden, sen değil miydin  Cemal Süreya ? Sen bir umut ağacımız iken, bizi böyle yüzüstü koyup ölümün sükutuna nasıl sığınabilirsin? Olamaz diyorum ve irkiliyorum... 
          Çaresizliğin çıkmaz sokaklarında yine o büyük şiirin şairi Cemal Süreya geliyor yorgun parmaklarının arasında yorgun sigarasıyla..."Bir çocuktun sen parıltılar yaratacaktın düzensizliğinden " diyerek, sitemini başka zamanlara sakla  ey çocuk diye tenbihlercesine:
"Çiçekler, çiçekler, su verdim bu sabah çiçeklere " deyivereyim mi  ağabey?   
         Ve birdenbire,birdenbire o  barbar akşamlar sabaha dönüşüyor,terlemiş gibi duruyor buzlu kaldırımlar. O buzlu kaldırımlarda gözünü millyetçilik bürümüş  faşizan isteriyle, düşmanca çığlık atan,feleğin  bir iradesiz oyuncağı olmuş, o aldatılmış kalabalıklar bir masum çocuğu andırır gibi oluyor gözlerimde ve gözlemlerimde. O     gün bu gün yazmaya çalıştığım şiirin ilk mısaralarını mırıldanıyorum sessizce:
        "bir çocuk geçiyor terli kaldırımlardan sabah sabah
         kül rengi ışık salvosunda kayboolmuş gözleri
         adı Cemal Süreya"
 
   Galip Sertel
 
not:Şiirimin bu şekilde düzenlenip yayınlanması dileklerimle.Sevgiler,saygılar...






0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı