İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Müstakil Ressamlar Ve Heykeltraşlar Birliği | Cumhuriyet Döneminde Kültür Ve Sanat Ortamı: Müstakil Ressamlar Ve Heykeltıraşlar Birliği

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 5 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Müstakil Ressamlar Ve Heykeltraşlar Birliği


Cumhuriyet Döneminde Kültür Ve Sanat Ortamı: Müstakil Ressamlar Ve Heykeltıraşlar Birliği


1922 yılının Mayıs ayında, Ali Avni (Çelebi), Ratip Aşir (Acudoğlu) (1898-1957), Ahmet Kenan Yontuç (1904-1995) Münih'e gider ve daha önce orada bulunan Sabiha Rüştü'nün (Bozcalı) yönlendirmesiyle Heinemann' ın atölyesine girerler. Onlara, Aralık ayında Ahmet Zeki (Kocamemi) katılır. İlk yıl, kısa bir süre Mahmud Cûda (1904-1987) da onlarla birliktedir ancak Cûda, sanat hayatı boyunca daha farklı ve analitik bir sanat anlayışından ziyade akademizme yakın bir yoldan gittiğinden buraya ayak uyduramamış ve İstanbul'a dönmüştür. Diğerleri, 1923 yılının Eylül ayında, Münih Akademisi'nin giriş sınavlarına katılır ve kazanamazlar. Heinemann atölyesinin ücretini arttırdığından tekrar oraya da dönemez ve böylelikle Türk resmi için bir dönüm noktası oluşturacak anlayışın eğitimini aldıkları Hans Hofmann'ın (1880-1966) atölyesine girerler. (1)


Resmi ekleyen



Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin Mührü



Öte yandan, İstanbul'da bulunan ve daha sonra Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'ni kuracak olan bir grup öğrenci, 1923 yılında, Yerebatan'da ahşap bir konağın birinci katında kiraladıkları bir odada Yeni Resim Cemiyeti'ni kurarlar. (2) Şeref Kamil (Akdik) (1899-1972), Mahmud Cemaleddin (Cûda) (1904-1987), Nurullah Cemal (Berk) (1906-1981), Saim (Özeren) (1900-1964), Cevad Hamid (Dereli) (1900-1989), Turgut (Zaim) (1906-1974), Refik Fazıl (Epikman) (1902-1974) ve Sabih Bey tarafından kurulan bu cemiyetin çatısı altında, Nisan ayında bir de sergi düzenlenir. Bu sergi, Galatasaray Sergileri'nden farklı olarak duhuliyesiz (ücretsiz) gezilen sergilerin ilkidir ancak burada sergilenen eserler henüz hocalarının etkisindedir. (3)

1924 yılında, Cumhuriyet'in birinci yılını kutlama etkinlikleri kapsamında, Avrupa'ya öğrenci gönderilmesi gündeme gelir. Ancak başlangıçta resim bölümü kapsama alınmamıştır.


Mahmud Cûda, bu dönemi şöyle anlatır:


"Aslında Avrupa sınavı açıldığında resimden kimse gönderilmeyecekti. Okula koştuk... İlgilenen olmadı. Aramızda para toplayarak Maarif Vekaletine telgraf çektik. Aynı zamanda Estetik hocamız olan Üniversite Emini (Rektör) İsmail Hakkı Bey'e (Baltacıoğlu) gittik. O da bize gerçekten yardımcı oldu. Sonuçta en çok talebe bizden gitti." (4)

Sözü edilen konkuru kazanan Cevad (Dereli), Muhittin Sebati (1902-1933), Şeref Kamil (Akdik) ve Mahmud Cemaleddin (Cûda), 1925 yılının Ocak ayında Paris'e yollanır. (5) Onlara daha sonra Ratip Aşir (Acudoğlu), Fahreddin (Arkunlar) (1901-1974) ve 1927 yılında Hale Asaf katılır. Ali Münip (Karsan) (1903-?), 1923 yılında Münih'ten Paris'e geçmiş; Nurullah Cemal (Berk), 1924 yılında kendi imkanlarıyla Paris'e gitmiştir. Bu dönemde bir de İsmail Hakkı (Oygar) (1907-1975) Paris'tedir.

Bu dönemde Paris'te, Julian Akademisi'nin revaçta olduğu ve Paris'e sanat eğitimi almak üzere gelen öğrenci sayısıyla orantılı olarak, özel akademilerin sayılarının artmakta olduğu bilinmektedir. 1922 yılında, Türk sanatçılarının yetişmesi konusunda önemli bir yere sahip olan André Lhote, Montparnasse'ta, Odessa Sokağı'nda bulunan akademisini açmıştır. Bir diğer önemli isim olan Fernand Léger (1881-1955), bu yıllarda, 1912'de Othon Friész (1879-1949) tarafından kurulan Académie Moderne'de hocadır. 1931'de buradan ayrılıp bir süre Académie de la Grande Chaumiére'de çalışacak ve daha sonra Sabliére Sokağı'nda kendi akademisini açacaktır. (6)

Bu dönemde Paris'e giden sanatçılarımızdan Şeref Akdik, Cevad Dereli, Refik Epikman Académie Julian'da, Paul Albert Laurens'nin (1870-1934) yanında; Ratip Aşir, aynı akademide É. Bourdelle (1861-1929) ve Landowski ve atölyelerinde çalışmış; (7) Muhittin Sebati aynı akademide Paul Albert Laurens'nin atölyesinde çalışmış ve aynı zamanda Ecole des Arts Décoratifs' e (Dekoratif Sanatlar Okulu) devam etmiştir. Fahreddin Arkunlar ve İsmail Hakkı Oygar da Ecole des Arts Décoratifs' in öğrencileri olmuş; onlardan bir yıl önce, 1927'de İstanbul'a dönen Ali Karsan, Académie Julian'da Pierre Laurens (1838-1921), Güzel Sanatlar Okulu'nda Ernst Laurent'in (1859-1929) atölyesine devam etmiştir. Laurent'nin, aynı okuldaki bir diğer öğrencisi de Nurullah Berk'tir. Mahmud Cûda, Güzel Sanatlar Okulu'nda Lucien Simon'un (1861-1945) öğrencisi olmuş; Hale Asaf, Académie de la Grande Chaumiére'de çalışmalarını sürdürmüş ve André Lhote'un öğrencisi olmuştur.

Sanatçıların bir kısmı, Paris'te kaldıkları süre boyunca "akademik" tabir edilen bir eğitimden geçmişlerdir. Aynı zamanda, Grande Chaumiére, Académie Collarossi ve Montparnasse çevresinde çağdaş sanat akımlarına yakınlaşma olanağı bulmuşlardır. Montparnasse kahvelerinde bir araya geldiklerinde sanat üzerine tartışmalar yaparlar ve bu durum, onları bir birlik kurmaya yöneltir. Bu noktada, 1884'te Fransa'da Seurat, Signac önderliğinde, Salon jürileriyle olan uyuşmazlıkların neticesinde kurulmuş olan, kurulsuz ve ödülsüz sergiler düzenleyen ve çalışmalarının halka tanıtılmasını amaçlayan Société des Artistes Indépendants (Bağımsız Sanatçılar Derneği)'ı örnek alırlar. (8) Prof. Adnan Çoker'in, Cevad Dereli ile yapmış olduğu görüşmelerde, Dereli, Fransa'daki grubu örnek alarak La Coupole' de bir birlik oluşturma yoluna gittiklerini belirtmiştir. (9) Çıkış noktaları aynı temele dayanır. Fransa'daki grup Salon sergilerine karşıdır; Müstakiller ise Galatasaray Sergileri'ne…


Nurullah Cemal (Berk), birliğin doğuşunu şöyle anlatmıştır:


"...Bilhassa hepimiz, halkın cehalet ve lakaydisini beslemekte bir zevk alır gibi görünen İstanbul'daki teşekkülün, Sanayi-i Nefise Mektebi'nin, üstat geçinenlerin feci hareketlerinden müşteki idik. Mevzuubahs mektebin hocaları, talebe yetiştirmekten âciz, şahsiyeti san'atkâraneden mahrum idiler. Mektep, istidatları öldüren bir müesseseden başka bir şey değildi. Senede bir kere açılan Galatasaray Sergileri, memleketin san'at hareketlerini gösteren nümayişler değil fakat birer ticaretgâh idiler. Ressamlar ezberledikleri formüllerin haricine çıkmadan sergilere on beş gün bir ay evel hazırlanırlar, ve sergi açıldıktan sonra bu basmakalıp eserleri bir an evel satmaktan başka hiçbir kayguları olmazdı. Memlekette san'at anlayışını yükseltmek için, bir plastik san'at cereyanının bir tek temel taşını koymak için hiçbir harekette bulunmazlardı. Bizim Avrupa'daki mesaimize bile kıskanç ve hasut nazarlarla bakan bu zevat, san'atı monopol altına alarak, onu katletmekle meşgul idiler." (10)

Bunlar oldukça ağır ve biraz da abartılı eleştirilerdir ancak bu eleştirel tavrın, birliğin kurulmasına kuşkusuz önemli bir katkısı olmuştur. Nurullah Cemal'in (Berk) ifadeleri bu durumu kanıtlar niteliktedir:

"...Memlekete dönünce kuvvetli bir birlik kurmak, sergiler açarak halka temiz, hakikî bir san'at göstermek. Yaşıyan, müstakil bir sanatın uğruna miskin, mahlût san'atla mücadele etmek! Sağlam bilgilere, tam bir tekniğe istinat ederek beşeri bir manası olan san'atın memlekette kurulması için lazım gelen imanı taşıyorduk." (11)

Müstakiller'in, resmi kuruluşları öncesinde, kendilerini ilk kez, 1927 yılındaki Galatasaray Sergisi'nde göstermiş oldukları düşünülebilir. 27 Mayıs 1927'de Ahmet Zeki (Kocamemi) ve 6 Haziran 1927'de de Ali Avni (Çelebi), Münih'ten, Hofmann' ın atölyesinden İstanbul'a dönerler. Aynı yıl, Galatasaray Sergisi'ne ve Güzel Sanatlar Birliği'nin Ankara Sergisi'ne katılır ve Türkiye için tamamen yeni bir anlayışın ürünü olan yapıtlarını sergilerler. Kuşkusuz bu eserler, ışıklı kent görünümlerine ve çiçek resimlerine alışmış olan beğeniye ters düşer ve tepki alır. Ancak tüm tepkilere rağmen modern anlamdaki Türk resminin temeli atılmış ya da Adnan Çoker'in her fırsatta dile getirdiği gibi Türk resminde 20.yüzyıla girilmiştir.

13 Ağustos 1928 tarihinde, Paris'te bulunmakta olan grup İstanbul'a döner. Dönüş haberleri Elif Naci'nin gayretleriyle, 14 Ağustos 1928 tarihli Milliyet Gazetesi'nin birinci sayfasında yer alır. Eski harflerle yayınlanan bu haber, günümüz alfabesine uyarlanarak aşağıya alınmıştır:

"Genç Ressam ve Heykeltıraşlarımız dün Geldi.

Maarif Vekaleti tarafından üç buçuk sene evvel Paris'e gönderilen sanatkârlarımız muvaffakiyetle avdet etmişlerdir.

Maarif Vekaleti tarafından Paris'e Sanayi-i Nefise tahsiline gönderilen genç ressam ve heykeltıraşlarımız dün "Tadla" vapuruyla şehrimize gelmişlerdir. Bu gençler, Paris'te üç buçuk sene tahsilde bulunmuşlar, ressamlardan Hale Asaf Hanım, Cevad, Muhiddin Sebati, Refik, Mahmud Beyler Ressam Mösyö (Julyen)'in, heykeltraş Ratib Aşir Bey de heykeltraş Mösyö (Burdel)'in atölyesinde çalışmışlardır. Dün bu gençleri şehrimiz genç ressamlarından kendileriyle birlikte Paris'te bulunup da birkaç gün evvel gelmiş olan Şeref Bey ile İstanbul'da bulunan diğer genç arkadaşlarından mürekkeb bir sanatkâr heyeti rıhtımda karşılamışlardır." (12)


Genç ressamlar, İstanbul'a geldiklerinde, burslarının karşılığını ödemek üzere, çeşitli illerde öğretmenlik görevine atanırlar. Bir süre sonra ise, öğrencilik yıllarında ve Paris'te temelini atmış oldukları birliği hayata geçirirler. Amaçları, sanatçıların ortak hak ve çıkarlarını korumak ve bunu yaparken de sanatçıyı çalışmalarında özgür bırakmak; yabancı ülkelerde resim sergileri açıp yabancı sanatçıları da buraya davet ederek kültür alışverişine girmek ve de kente, bunun yapılabileceği bir sergi salonu ile bir resim-heykel müzesi kazandırmaktır. (13) Böylelikle 15 Temmuz 1929'da, Refik Fazıl (Epikman), Cevad Hamit (Dereli), Şeref Kamil (Akdik), Mahmut Cemaleddin (Cûda), Nurullah Cemal (Berk), Muhiddin Sebati, Ratip Aşir (Acudoğlu), Fahreddin (Arkunlar) ve onlardan bir yıl önce Almanya'dan dönmüş olan Ali Avni (Çelebi) ile Ahmet Zeki (Kocamemi) tarafından Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği kurulur ve bir de nizamname yayınlanır. (14) Ancak bu resmi kuruluş öncesinde, grup oluşturulmuş ve 15 Nisan 1929 tarihinde, Ankara Etnografya Müzesi'nde bir de sergi düzenlenmiştir.

Sanatçılar, bu serginin kataloğunda da amaçlarını belirtmişlerdir:


"Bu sergi ve bunu takip edecek olan diğer sergilerden maksat yeni doğan Türk resminin inkişaf ve terakkisine yardım etmek, fikir ve teknik sahasında daha kuvvetli eserlerle millî nefis san'atlara emin esaslar dahilinde bir istikamet vererek onu lâyık olduğu mevkie eriştirmektir." (15)


Bu satırlarda geçen, "yeni doğan Türk resmi", "fikir ve teknik saha" gibi sözcükler, birer anahtar sözcük olup Müstakillerle birlikte gelen yeni bir estetiğin habercisidir.

Birlik her yıl, biri ilkbaharda diğeri sonbaharda olmak üzere iki sergi açmayı tasarlamış ve bu tarihleri 15 Nisan ile 15 Eylül olarak belirlemiştir. Ancak çizilen bu şema, ilk yıl dışında uygulanamamış; ilk yıldan bazı aksaklıklar baş göstermiş ve birliğin Eylül ayında açmış olduğu sergi, belirlemiş oldukları gibi bir ay sürmeyerek on beş gün evvel kapanmıştır. Birliğin programlarının uygulanamamasında, bir sergi salonunun yokluğunun payı olduğu açıktır. Bu dönemde Türk Ocakları, burada başka bir program olmadığı taktirde sergi salonu vazifesi görmektedir. Türk Ocakları'nda açılamayan sergiler ise dükkanlarda, barlarda, sinema salonlarında,vs. açılmaktadır. Şüphesiz, hiçbirinin koşulları bir sergi için uygun değildir.

Nitekim, Yakup Kadri,

"Türk Ocağının bu yeni sanat yolcularına tahsis ettiği odalar bir resim sergisi yeri olmaktan çok uzaktır. Burada aydınlık ve mesahe -göze hitap eden san'atların bu iki yardımcısı- hiç te serili eserlerin lehine değildir. Aksine, her iki unsur da sanki genç ehliyetlerin aleyhine kurulmuş iki tuzak gibidir." (16)

ifadeleriyle bu sorunu dile getirmiştir.

Müstakiller, öncelikle konstrüktif desen anlayışına ve geometrik kurguya önem vermekte, bunu yaparken de "ressamın resim yapan değil; resim yoluyla topluma rapor veren kişi" (17) olması anlayışından hareket ederek resim sanatını sevdirmeye çalışmaktadırlar. Başlangıçta çıkışları pek hoş karşılanmaz, Batı'yı kopya etmekle suçlanırlar. Onları eleştirenlerin başında, arkadaşları Elif Naci gelir. Sergi eleştirilerinde "...Vatandaş, Türkçe konuş!" (18) diyen Naci, Güzel Sanatlar Birliği ile ilgili yazılarında da onlara değinmeden duramaz:

"Hakkını ve haddini bilen gençliğin bu makul ve pek müdebbirane bulduğum teşebbüslerinden mütevellit sevincimi ilan ederken bu teşekkülün haricinde kalmak inadında ısrar eden beş on dostumun ayrılıklarından mütevellit teessürümü de kaydetmeden geçemiyeceğim. Onlar arkadaşlarile beraber yürürken kendilerini müstakil addetmiyorlarmış (...) Her türlü rabıtalarını inkâr edip müstakil olduklarını iddia edenler bana: (Sen de mi Brütüs?) diyecekler.

(Sezar dostumdu, Fakat Romayı daha çok seviyorum) diyen Brütüs'ü daima beğenirim." (19)

Sanatçıların eserlerinde kimi yabancı etkilerin görüldüğü muhakkaktır. Grup üyelerinden Nurullah Berk de, yıllar sonra, "Nasıl olmasındı ki!" (20) ifadesiyle bunu kabul etmiş ve bunun nedeninin, o dönemde, Türkiye'de henüz oluşmakta olan sanat ortamıyla, öğrenim gördükleri Paris'in sanat ortamı arasındaki farklılık olduğunu belirtmiştir. (21)

Aslında bu etkiler, sadece bu grup için geçerli değildir.1914 Kuşağı sanatçıları İzlenimci paleti İstanbul'a getirdiklerinde Monet, ünlü "Nilüferler Serisi" üzerinde çalışmaktadır. Oryantalist ressamların İstanbul'da çalıştıkları sırada Osman Hamdi Bey, Paris'te gördüğü akademik eğitimi "Akademi" ile birlikte İstanbul'a getirmiş ve akademik üslubu, Oryantalist konunun tamamen kendine has yorumuyla birleştirmiştir. Bir diğer örnek olan Şeker Ahmet Paşa'nın "Ormanda Oduncu" ya da "Ormanda Karaca" tabloları, o dönemde manzara temaları üzerinde çalışan Barbizon Ressamları ile çok yakındır. Müstakiller de aynı yoldan gitmiş; ancak bu kez, o güne dek pek ele alınmayan plastik değerleri konunun önüne geçirmiş olmaları nedeniyle tepki çekmişlerdir. Onlara gelinceye kadar, doğa bir taklit ürünü iken; onlar doğa incelemelerinin, onu doğrudan tuvale aktarmak anlamına gelmediğini ve doğanın geometrik düzenler içerisinde ele alınması gerektiğini savunmuşlardır. Geometrik düzenlerin temel olarak alınması, onların resimlerinin anlaşılmaz olarak değerlendirilmesine neden olmuştur. 1930 yılı sergileri döneminde, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmış olan karikatürlerden birinde, sergiyi gezen iki kişiden birinin, diğerine resim aradığını ama bulamadığını söylemesi bu durumu açıklar niteliktedir. (22)

Yine de, grup içerisinde farklı anlayışlarda çalışan sanatçıların da bulunduğu belirtilmelidir. Grup üyelerinden Zeki Kocamemi ve Ali Avni Çelebi, Münih'te Hans Hofmann'ın öğrencisi olurken; Hale Asaf, Paris'te André Lhote'un öğrencisi olmuştur. Hofmann ve Lhote'u, bir araya getiren Cézanne'ın kuramları, bu iki ustanın öğrencilerini de bir araya getirmiştir. Farklı yerlerde, aynı temeller üzerine yoğunlaşan bu üç sanatçı resmin analitik yapısıyla ilgilenmişlerdir. Muhiddin Sebati, Cevad Dereli ve Refik Epikman da onların yolundan gitmiş; ancak Şeref Akdik, onlarla kıyaslandığında akademik figür anlayışına daha yakın olmuştur. Aynı şekilde, Nurullah Berk de bu ilk Paris dönemindeki eğitimin ona ölü bir akademizmden başka bir katkısının olmadığını belirterek, 1932 yılında bu kez Lhote atölyesinde çalışmak üzere yeniden Paris'e gidecektir. Berk'in yapıtlarında analitik parçalanma bu dönem sonrasında yoğun olarak hissedilecektir.

Müstakiller'den Mahmud Cûda'nın, eğer analitik desen anlayışından sentetik desen anlayışına doğru bir sıralama yapılacak olursa, sentetik anlayışı uygulayanların başında geldiği görülür. Bu anlamda, Ali Münip (Karsan) ve Ivon Karsan ile aynı açıdan değerlendirilebilir. Mahmud Cûda'nın, Karsanlar'dan daha ön planda olması, onun dernek faaliyetlerini yürüten kişilerden biri oluşuyla açıklanabilir. Aslında Müstakiller, içinde farklı sanat görüşlerini de barındırmaktadır ve sanat için elverişli koşulların oluşturulması amacıyla bir dernek olarak kurulmuşlardır. Ancak bu dernek içinde plastik sorunlara eğilen üyelerin bulunması, onların bu konuda asıl atağı yapacak olan D Grubu'na zemin oluşturmalarını sağlamıştır. Zeki Kocamemi sergisinin kataloğuna yazmış olduğu yazıda Münip Özben, Zeki Kocamemi, Ali Avni Çelebi ve Hale Asaf olmasaydı bugünkü Türk resminin elli yıl daha geride olacağını söylemiştir. (23) Gerçekten de bu üç sanatçı, Müstakiller'in sadece "dernek" olmanın ötesine geçmesini sağlamıştır. Nitekim, birliğin dağılma nedenini de dernekçilik ve sanat arasında bir tercih yapılması zorunluluğu oluşturmuştur. Birliğin 1932 yılı kongresinde, Mahmud Cûda, bir program sunmuş fakat bu program reddedilmiştir. (24) Daha çok eser siparişi, alımı-satımının üzerinde durulan bu program, Nurullah Berk'in ve birliğe son sergide katılan Elif Naci'nin, dernekçilikten ziyade sanatçılığı tercih etmelerinden dolayı üyelikten ayrılmalarına neden olmuştur. Böylece dernek faaliyetlerine de bir süre ara verilmiştir. Nurullah Berk'in buradan ayrılarak Paris'e gitmesi, Hale Asaf'ın bu dönemde Paris'e yerleşmesi ve 1933 yılında Muhiddin Sebati'nin ölümü gibi nedenlerle Müstakiller dağılmış ve 18 Nisan 1936 tarihli İstanbul Turan Barı Sergisi'ne kadar bir etkinlik göstermemiştir.

Bu arada, 1933 yılının Ekim ayında, Müstakiller' in bünyesinden ayrılan D grubu kurulmuş ve grubun asıl ağırlık verdiği husus, plastik sorunlar olmuştur. Müstakiller' in eski üyesi olan Nurullah Cemal (Berk), 5 Ekim 1933 tarihli Vakit Gazetesi'nde yer alan "D Grupu" adlı yazısında, grubun anlayışını şöyle özetlemiştir:

"San'at için san'at = "D" Grupu. O, çığır açmıyacak. Fakat sanati resmiyetten, nizamnamelerden, maddelerden, dalaverelerden, cehaletten, eblehlikten kurtaracak. O san'atin kalp işi, dimağ işi, kültür işi olduğunu göstermiye çalışacak." (25)

Müstakiller, 1932 ile 1936 yılları arasında herhangi bir faaliyette bulunmamış; bu arada, 1932 yılında Halkevleri açılmıştır. Müstakiller de 1937 yılı itibariyle Anadolu'nun çeşitli kentlerinde bulunan halkevlerinde sergiler düzenlemiş ve bir bakıma halkevleri ile işbirliği içerisinde çalışmışlardır. Böylelikle, 1929-1932 arası birinci dönem ve 1936 sonrası ikinci dönem olmak üzere iki ayrı dönemleri söz konusu olmuştur.



• 15 Temmuz 1929 - Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği kuruldu.

Birlik Cumhuriyet döneminde kurulan ilk sanatçı topluluğudur.



Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Ataturk_Gunlugu_Ataturk_Today_f13/Ataturk_Gunlugu_Today_15_Temmuz_July_t45000.html']Atatürk Günlüğü - Today | 15 Temmuz - July ' target='_blank'>Atatürk' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Ataturk_Gunlugu_Ataturk_Today_f13/Ataturk_Gunlugu_Today_15_Temmuz_July_t45000.html']Atatürk Günlüğü - Today | 15 Temmuz - July

http://www.kadimdostlar.com/Buyuk_Osmanli_imparatorlugu_f122/Osmanli_Ressamlar_Cemiyeti_1908_1919_Osmanli_Res_t64099.html']Osmanlı Ressamlar Cemiyeti - 1908 - 1919 | Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuası - Türk Ressamlarının İlk Örgütü - Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin Ressamları ' target='_blank'>Osmanlı' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Buyuk_Osmanli_imparatorlugu_f122/Osmanli_Ressamlar_Cemiyeti_1908_1919_Osmanli_Res_t64099.html']Osmanlı Ressamlar Cemiyeti - 1908 - 1919 | Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuası - Türk Ressamlarının İlk Örgütü - Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin Ressamları

#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Müstakil Ressamlar Ve Heykeltraşlar Birliği


Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'nin Sergileri



Müstakiller' in sergileriyle birlikte, Güzel Sanatlar Birliği sergileri dışında bir sergi etkinliği gündeme gelmiş ve böylelikle yılda birer kez Galatasaray Lisesi'nde ve Ankara'da açılan sergilere yenileri eklenmiştir.

Birliğin ilk sergisi, 15 Nisan 1929 tarihinde, Ankara Etnografya Müzesi'nde açılır. (26) Açılışını Maarif Vekili Cemal Hüsnü Bey'in yaptığı sergide, otuz gün süreyle, doksan iki tablo ve beş heykel sergilenir. Bu sergi, basının ilgisini çekmiş ve sergi hakkında birçok yazı yayınlanmıştır. Bunlardan birinin yazarı olan Gabriel, sanatçıları ayrı ayrı övmüş;

"...Eğer Avrupa'da ikametin yaptığı tesir yalnız mukallitler yetiştirmek olacaksa fena bir netice vermiş demektir. Eserlerini taktir ettiğim san'atkârların hepsi muhtelif derecelerde hususî görüş sahibidirler. Her zaman eserlerinde samimi olarak kendi anlayışlarına tercüman olmalıdırlar." (27)

ifadeleriyle de onları bir bakıma uyarmıştır. Gabriel bu yöndeki tavsiyelerini, bu sergi öncesinde, Akademi'de verdiği bir konferansta da dile getirmiştir. Bunun, dönemin "yerli" bilincini uyandırmaya çalışan politikasıyla da ilişkili olabileceği düşünülmelidir. 8 Nisan 1929 tarihli bu konuşmasında, Gabriel şöyle demektedir: "...Eğer hakiki ve samimi bir artist iseniz başlarınızı Avrupadan çeviriniz ve Anadoludaki yüksek san'at eserlerini tetkik ediniz." (28)

Birliğin ikinci sergisi, 15 Eylül 1929 tarihinde, İstanbul Türk Ocağı'nda açılır. (29) Abdülhak Hamit'in açılışını yaptığı, yetmiş üç tablo ve dört heykelin bulunduğu sergi, birliğin resmiyet kazanması sonrasındaki ilk sergisidir. Sergiye katılan ressamlardan biri, sergileri hakkında şöyle demektedir:

"- Bu, mahiyeti itibarile bir inkılâp sergisi addedilebilir.

Ayni genç, diğer ressamlardan niçin ayrıldınız, mademki san'atı telakki ediyorsunuz, tahdit etmiyorsunuz, o halde bu ayrılığa sebep ne? sualine şu şayanı dikkat cevabı veriyor:

- San'at telâkkilerinin değişmesi..Eskilerin müteaassıp hareketleri, hamlelere sekte vuruşları!.." (30)


Yakup Kadri,
bu sergiyle ilgili eleştirisinde, "yeni bir estetiğin filizlenmekte" (31) olduğunu belirtir. Grubun kalemi durumundaki Nurullah Cemal (Berk) de sergi eleştirilerini yazmış; (32) serginin on beş gün evvel kapatılması üzerine bir başka yazı yazarak, serginin ziyaretçiler tarafından "aykırı" olarak algılandığını belirtmiş ve amaçlarını açıklamıştır. (33)

Birliğin 1930 yılı sergisi, Kıymet Giray'ın Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği adlı kitabında belirtildiği gibi, 15 Nisan 1930 tarihinde İstanbul Türk Ocağı ve 15 Ekim 1930 tarihinde Ankara Türk Ocağı'nda (34) açılmaz. Vakit Gazetesi'nin 31 Mart 1930 tarihli nüshasında, birliğin yıllık sergisinin 1 Mayıs'ta Ankara Türk Ocağı'nda açılacağı duyurulur. Ancak büyük bir olasılıkla, aynı yerde 19 Mayıs'ta Güzel Sanatlar Birliği'nin Ankara sergisi açıldığından, sergilerinin süresini bir ay olarak planlayan Müstakiller' e bu süre kısa gelir ve bu sergi ertelenir. Sergi, 31 Mayıs/1 Haziran 1930 tarihinde, Ankara Türk Ocağı merkez binasının iki salonunda açılır. (35) Birlik, 1930 yılında bir başka sergi düzenlememiştir.

Müstakiller, 15 Şubat 1931 tarihinde, İstiklal Caddesi No:310'da yer almakta olan Moskovit Salonu'nda (36) bir sergi açarlar. Bu sergide sadece resim-heykel değil, seramik, afiş ve mimari tasarımlar da sergilenmiştir. Sergiye katılan sanatçılar katalog sırasına göre şöyle sıralanabilirler:

Serginin resim bölümüne, Ali Hadi (Bara) ve Arif Bedii (Kaptan) dörder yapıtla; Cemal (Tollu) altı, Cevat Hamit (Dereli) ve Eşref (Üren) beşer yapıtla; Fahrünnisa İ.Melih iki yapıtla; Hale Asaf on dört yapıtla; İsmail Hakkı (Oygar) iki yapıtla; Mahmut Cemalettin (Cûda) beş yapıtla; Muhittin Sebati altı yapıtla; birliğin reisi olan Nurettin Niyazi (Ergüven) bir yapıtla; Nurullah Cemal (Berk) yedi; Refik Fazıl (Epikman) dört; Şeref Kamil (Akdik) beş yapıtla; Sabiha Ziya (Bengütaş) üç; Sara (Akdik) ve Turgut (Zaim) de dörder yapıtla katılmıştır. Serginin heykel kısmında, Ali Hadi (Bara) ve Muhittin Sebati dörder heykel, Sabiha Ziya (Bengütaş) ise bir heykel ve bir kabartma ile yer almıştır. Mimari kısmında Alişanzade Sedat Hakkı (Eldem) on adet Türk evi ve yedi adet iç mekan tasarımıyla; seramik kısmında İsmail Hakkı (Oygar) sekiz yapıtıyla ve reklam kısmında da Hasan Fahrettin (Arkunlar) üç adet afiş tasarımıyla yer almışlardır. (37) Serginin açılışında Akademi sanat tarihi öğretmenlerinden Vahit Bey resim ve tarihçesi üzerine bir konuşma yapmış; ancak bu açılışa, davetli oldukları halde, resmi mercilerden katılan olmamıştır. (38) Başlıca amaçları, sanata karşı ilgisizlikle mücadele etmek olan Müstakiller, bu serginin ilgi çekmesi için danslı çaylar düzenlemiş; Vakit gazetesinde yayınlanan kuponlarla sergiyi indirimli gezme imkanı sağlamış ve sergiyi gezenlerin vereceği oylar sonucunda seçilen tabloyu kazanma olanağı sunan bir çekiliş düzenlemişlerdir. 21 Şubat günü düzenlenen danslı çay, ertesi gün gazetelere haber olurken (39) toplumun bazı kesimlerini de rahatsız etmiştir. 26 Şubat günü sergiye gelen Maliye Pul Müfettişi İbrahim Rüştü Bey, kesilen biletlerde yolsuzluk olduğunu öne sürerek yirmi bin lira ceza kesmiş ve bununla da yetinmeyerek;

"...Bu açık resimler de ne? Şimdi buranın neresi olduğunu daha iyi anlıyorum! Siz kanun nazarında bir cemiyet değil, şirketsiniz, burası da temaşa mahallidir…" (40)

sözleriyle rahatsızlığını dile getirmiştir. Bu olay burada kapanmamış, aynı yılın yaz aylarında "dükkanlarından" dört bin lira vergi istenmiştir. (41)

Vakit gazetesinin 1 Mart itibariyle verdiği kuponlar sonucu (42) yapılan çekiliş, 17 Mart günü sonuçlanmış; (43) birinciliği Ali Hadi (Bara) Bey'in "Floransa" adlı tablosu kazanırken; garip bir tesadüfle, çekilen kura'yı, kazanan kişi, Güzin Sadi Hanım, yani Ali Hadi Bey'in ağabeyi Sadi Bey'in eşi olmuştur. (44)

Bu sergi hakkında pek çok eleştiri yayınlanmış ve bu eleştiriler, beraberinde "eski resim-yeni resim", "geleneksellik-modernlik" gibi kavramların tartışılmasını getirmiştir. Bu nedenle sergi, uzun süre basının gündeminde kalmıştır. Yunus Nadi, Cumhuriyet gazetesinde yazmış olduğu başmakalede Müstakiller' e övgüler yağdırmış ve derneğin tüm yokluğa rağmen çabalamakta olduğunu belirtmiştir. (45)

Mustafa Şekip (Tunç), yeni sanatın konuyu değil; plastik değerleri ön plana çıkarma çabasında olduğunu anlayıp yeni estetiği savunanlardan olmuş ve bu sergiyle ilgili iki eleştiri yazarak düşüncelerini belirtmiştir. Bu eleştirilerin ilkinde şöyle demektir:

"Öyle görünüyor ki yeni san'at, havasımıza kuvvetle çarpacak vasıtalarla bizde lirik bir hal uyandırmayı istihdaf ediyor ve san'atte "mevzu" denilen şeyi hemen kamilen ortadan kaldırmak istiyor, yani san'ati taklidi olmaktan çıkararak müstakilen "ibdaî" bir şekle sokmak cehdinde bulunuyor.(…)

Yeni san'atte mevzu aranmadığı gibi "Remzicilik" te aranmaz. Çünkü yeni tablodaki şeklin ilk istihdaf ettiği şey ne bir tabiat taklidi, ne de tabiatın bir remzi olmak değil, belki şekil ve rengin hususî kıymetlerini bize asrın ruhu içinde seyrettirmektir." (46)


Mustafa Şekip, ikinci yazısında da, yeni estetiğin Kübizm ile ilişkisi üzerinde durmuş ve grup içerisindeki iki farklı anlayıştan bahsetmiştir:

"Resmin tarihine bakılırsa kübizme gelinceye kadar başlıca şu iki temayül dairesinde yapıldığı görülüyor: Bilhassa taklidî ve sembolik bir maksatla yapılan resim, münhasıran "Sensualiste" bir maksatla yapılan resim.

Taklidî resim, tabiat sahnelerini ya aynen kullanmak veya onun taklit edilmiş unsurlarını mezç ve terkip ister. Mahmut ve Şeref Beyler bilhassa bu yolda çalışıyorlar. Bunların gayesi, tabiatin bizde uyandırdığı heyecanlı tabiati tekrar etmek suretile aynen isticlâp etmektedir. "Sensualiste" bir maksatla yapılan resimde san'atkar hislerini telkin etmek için tabiatı bir vasıta gibi kullanır, Hale Asaf Hanımefendi ile Muhiddin Sebati, Nurullah Cemal ve Hadi Beylerde bu temayülün hakim olduğu zannolunur." (47)


Peyami Safa da bu sergi ile ilgili iki eleştiri yazısı yazmıştır. Bu eleştirilerinde, sergilenen eserlere duyduğu hayranlığı ve basının onlara gereken önemi vermediğini belirtmiştir. Ayrıca, onların Akademi öğrenciliği dönemleriyle şimdiki eserleri arasında çok büyük bir fark olduğundan ve bu eserlerdeki olgunluktan bahsetmiştir. (48)

Müstakillerle birlikte gündeme gelen yeni estetiğin savunucularından biri de, Akademi sanat tarihi öğretmeni Burhan Ümit (Toprak) olmuştur. Ona göre, Müstakillerden önceki sanat eserlerinde "hiçbir bedii ferah" bulunmaz. Müstakiller ile, "Artık san'at ve san'atkar doğmuştur. Şaheserlerin doğmamasına imkan yoktur." (49)

Bir başka sergi eleştirisi ise Fikret Adil'e aittir. 26 Şubat 1931 tarihli Vakit Gazetesi'nde Fikret Adil şöyle demektedir:

"On beş kişiden mürekkep olan birliğin bugünkü san'at havası içinde bir resim sergisi açmasının, bu sergiyi sadece kendi noksan vasıtaları ile açmasının ne demek olduğunu, göbeklerini şişirmiş, kötü kaldırımların sarsa sarsa hoplattığı lüks otomobilleri ile evlerine dönen yeni zenginler, münakaşa dalaverelerini düşünen hasis ruhlar anlamazlar.

Resim sergisini Tatavla panayırından güçlükle ayırt edecek insanlar arasında bir san'at tezahürü yapmak ancak yüreklerinde gençlik ve güzellik alevi tutuşanlara mahsus bir cesarettir.

San'atin en mühim şubelerinden biri olan resim tahsiline her sene Avrupaya talebe gönderiyor, onlara bir sürü para veriyoruz. Dört beş sene Avrupa muhitinde yaşıyan gençler, vatanlarına, yeniyi tamim etmenin, öğretmek hırsını verdiği bir tahassürle dönünce ne ile karşılaşıyorlar.

HİÇ. TAM BİR BOŞLUK.(…)

San'atla sanatı ayırt edemeyen bu boşluk karşısında duyulması pek tabi olan aciz, haşyet ve nevmidiye mukabil, bugün memlekette bir "Müstakil ressamlar ve haykeltraşlar" birliği vardır.(…)

Ressam Hale Asaf Hanımın olduğu gibi daha birçok artistlerin eserleri, ecnebi manzaralar ve insanlar gösteriyor.

Bu "ecnebi" kelimesi üzerinde israr edişim, muhakkak her ecnebinin iyi olacağından değil, belki bu yazıyı okuyanlar(…) bu vesile ile gidip sergiyi gezer, ve türk çocuklarının gayretini görür diyedir.

Yoksa, san'atkârlarımız içinde mevzularını memleket manzaralarından ve şahsiyetlerinden almış ve bunda çok muvaffak olmuşlar ekseriyeti teşkil edenlerdir, ve bu ekseriyet, ittifaktır." (50)

Elif Naci, daha çok "taklit" olgusu üzerinde durarak, 27 Şubat 1931 tarihinde, Milliyet gazetesindeki köşesinde sergiyi değerlendirmiş ve bu sergi sırasında gündeme gelen "eski-yeni" tartışmalarını ateşlemiştir:

"Türk resmi, güneşten rengi solmuş bir entari gibi. Dünküler de bugünküler de Avrupalı hocalarının derslerini iyi ezberlemiş çocuklar gibi onları tekrarlayıp duruyorlar. Garbın rüzgârı ile insan sergilerimizde üşüyor.

(…) Müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği sergisindeyim. (…) Ortada Hadi'nin Havva aleyhisselâmı kolunu alnına dayamış serginin bu asrî tuvaletinden utanmış görünüyor (...) Resmin eskisi, yenisi, klasiği, moderni olmaz. San'at daima ve her devirde birdir.

Elverirki mahallî olsun, elverirki samimî olsun. Bizim müstakil arkadaşların teşhir ettikleri resimler Fransızca, Almanca, İtalyanca konuşuyorlar. Vatandaş, Türkçe konuşalım!" (51)


Gerek Elif Naci'nin bu yazısı, gerekse Fikret Adil'in yazısının son paragrafından, bu dönemde "ulusalcılık" olgusunun önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, sanatın da yenisi-eskisi ve ulusalı tartışılmaktadır. Elif Naci, bu konuyla ilgili olarak da, yukarıdaki yazısından birkaç gün sonra şunları yazmıştır:

"Eseri san'at için, milli olmak zarurî bir neticedir. (…) Mevzua gelince: (…) Mevzu, hisleri felce uğramış san'atkârların uğradığıdır. (…)

San'atın dili vardır. San'at konuşur efendim. Muhatap olduğumuz san'at evvelâ mensup olduğu milletin damgasını taşısın. Yani samimi olsun. İşte bundan sonra beynelmilel olur. Yoksa ders aldığı hocalar nasıl boyamışlar, nasıl duymuşlar, nasıl ifade etmişlerse öyle yapmak, en halis manâsile taklittir." (52)


Elif Naci, bu sergi sırasında yazdıklarına, yıllar sonra kendisiyle yapılan bir söyleşi sırasında değinecek ve o zamanki tepkilerini şöyle açıklayacaktır:

"...Ki o zamanlar, onlar yalnız André Lhote'u konuşmuyorlardı, şeyleri de, resimleri de biraz onu andırıyordu ve onun için ben onlara daima "Vatandaş,Türkçe konuş!" diye haykırmışımdır. Ve onun içindir ki, afedersiniz, dokuz köyden kovulmuşa döndüm..." (53)

Müstakiller' in bu sergisi, sanat tartışmalarına neden olmasının dışında, birlik üyelerinin sayısının artması bakımından da önemlidir. Bu sergiye, sonradan D Grubu'na dahil olacak olan Eşref Üren (1897-1984), Turgut Zaim, Cemal Tollu (1899-1968), Arif Kaptan (1906-1979), Fahrünnisa İ.Melih (Zeyd) (1901-1991) gibi sanatçılar da katılmıştır. Bu dönemde birliğin reisi Nurettin Niyazi (Ergüven) (1905-1979) olup bu sergiye katılan kişi sayısı on dokuz olmuştur.

Bu sergiye katılanlardan Cemal Tollu, Nurullah Berk ve bir sonraki sergide gruba katılacak olan Elif Naci (1898-1988), D Grubu'nun kurucuları arasında bulunacak; Turgut Zaim dördüncü; Eşref Üren altıncı; Arif Kaptan yedinci; Şeref Akdik sekizinci ve Fahrünnisa Zeyd de on birinci sergide D Grubu'nun içinde yer alacaklardır. (54) Bu durum, D Grubu'nun Müstakiller'in bünyesinden ayrılan bir grup tarafından oluşturulduğunu da açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

1931 yılında Müstakiller Ankara sergisi açamazlar. Maarif Vekaleti, vaat ettiği yardımı, alınan tasarruf kararları nedeniyle yapamayacaktır. Bu durum, Maarif Vekili Esat Bey tarafından bir tezkere ile Müstakillere duyurulur. Müstakiller1931 yılının sonunda, 25 Teşrinievvel (Ekim) tarihinde (55), Ankara yerine İstanbul Türk Ocağı'nda beşinci ve son sergilerini açarlar. Kıymet Giray'ın, 1932 yılında olduğunu iddia ettiği ve açılışını da İngiliz Sefiresinin yaptığını söylediği sergi, (56) bu sergidir. Sergide elli sekiz tablo, beş heykel, yedi vazo ve dokuz dekoratif kostüm teşhir edilmiştir. On beş sanatçının katıldığı bu sergiyi Yunan ve Bulgar gazetecileri de gezmiş ve sergilenen yapıtlar hakkında notlar almışlardır. Ancak burada sergilenen tabloların birçoğu, aslında bir önceki sergide teşhir edilmiş olup yaklaşık on tanesi yenidir. Bu durum;

"...Boşlukları doldurmak için konulmuş birkaç eski resim ve heykelin mevcudiyetleri san'atkârın bu memlekette lâyıkile çalışmak için maddi ve manevi bir zemin bulamadığına delâlet ediyorlardı..." (57)

ifadeleriyle belirtilerek sanatçıların çalışma koşullarının ehlileştirilmesinin gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır.

Bu sergide, bir önceki sergide ağır eleştiriler yapmış olan Elif Naci de yumuşamış; onlara katılarak onların sözcülüğünü yapmıştır:

"...Bugünün san'atkârı; hayat şeraitinin değişmesinden, ömrü tabiinin kısalmasından mütevellit bir zaruretle muhtasar ve veciz söylemeye, ifadesine kuvvet ve metanet vermeye mecburdur (...) San'at atlayor. Dünün san'at anlayışının üstünden, müzelerin damlarından dev adımlariyle ilerleyor. Ve bu seyahatte kendisine refakat eden münevver bir kitleden başka artık onun dilinden anlayan kalmamıştır.


İşte Müstakiller, yarının ufkuna müntehi olan bu yolun yolcularıdır. Kimi bir Garp üstadının irşadı aydınlığında, kimi Şark havasının samimi ve berrak temizliğinde işleyorlar, boyayorlar. Bu eserler, elbette ki olduğu yerden bir karış bile kıpırdamayanlar için birşey söylemezler. Genç san'atkârlar, o kadar çok büyümüşler, o kadar çok ilerlemişlerdir ki yerinde sayanlar için uzaktan birer nokta halinde görünürler." (58)

Müstakiller'in bu sergisi, onların "ilk dönemi" olarak adlandırmanın daha doğru olacağı, 1928-1932 yılları arasındaki dönemlerinin son sergisi olmuştur. Kıymet Giray, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği adlı kitabında;

"1932 yılında on altıncı Galatasaray sergisinin hemen ardından Müstakiller, Halkevinde bir sergi düzenlerler. Bu sergileri basında Galatasaray sergileriyle kıyaslanarak övgüler alacaktır. Bu sergiden sonra Birlik her yıl Ankara'da bir sergi açacaktır." (59)

demekteyse de ne tarih vermekte ne de basında çıkan övgülerle ilgili örnek ya da kaynak göstermektedir. Yapılan gazete ve dergi taramalarındaysa, bahsedilen özellikte bir sergiyle karşılaşılmamıştır.

Müstakiller' in 1932 yılı genel kurul toplantısında uzlaşamadıkları ve Nurullah Berk ile 1931 yılında onlara katılmış olan Elif Naci'nin üyelikten ayrıldıkları bilinmektedir. (60) 19 Şubat 1932 tarihinde Halkevleri açılmış ve Müstakiller' in "müstakil" sergileri kesintiye uğramıştır. Elif Naci'nin aşağıdaki satırları bu fikri destekler niteliktedir:

"...Müstakil ressam ve heykeltraşlar birliği, Alay köşkü merkezi olan güzel san'atlar birliğinden ayrı olarak Halkevlerinin teşekkül ve tesisine kadar devam etti. Bugün İstanbul Halkevi Güzel San'atlar şubesinde her iki birlik yan yana gelmiş bulunuyor..." (61)

Aynı şekilde Nurullah Berk de, "...Müstakil Ressamlar Birliği'nden iki yıl sonra kurduğumuz "D Grupu" (62) " derken, Müstakillerin kuruluş yılı olan 1929 ile 1933 arasında iki yıl olduğunu değil; grubun son faaliyetinin 1931 yılında gerçekleştirildiğini kastediyor olmalıdır. Zaten Müstakillerden birçok kişi de faaliyetlerini D Grubu çatısı altında sürdürecektir.

Sonuç itibariyle, 25 Ekim 1931 tarihi ile 18 Nisan 1936 tarihli İstanbul Turan Barı sergisi arasında kalan dönemde Müstakiller, "müstakil" bir sergi açmamışlardır. Giray'ın, her yıl Ankara'da bir sergi açtıkları iddiasına gelindiğinde, Ankara'da açılan sergilerin, Halkevlerinin kuruluş yıldönümleri dolayısıyla Şubat aylarında açılan sergiler oldukları belirtilmelidir. Ayrıca Halkevlerinin sergilerine grup ayrımı olmaksızın bütün ressamlar katılır ve Galatasaray Sergileri'ne katılan ressamlar dahi "halkevi ressamları" adıyla anılır. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği mensuplarından bu sergilere katılanlar olsa da, bunlar Müstakiller' in grup sergileri değildir. 18 Nisan 1936 tarihli İstanbul Turan Barı sergisine kadar da Müstakiller' in grup sergileri olmayacaktır. Turan Barı sergisinden sonra açılan grup sergileri de Bursa, Balıkesir, Zonguldak, İzmit gibi çeşitli illerde bulunan halkevlerinde açılacaktır.


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Müstakil Ressamlar Ve Heykeltraşlar Birliği




(1) Adnan ÇOKER, Zeki Kocamemi, 18-26, 60.
(2) Elif NACİ, "Ben Elif Naci... D Grubu'nun Çığırtkanı", 13.
(3) A.g.m. Çeşitli yayınlarda duhuliyesiz sergilerin ilki, D Grubu'nun 8-18 Ekim 1933 tarihli sergisi olarak gösterilmektedir. Zeynep Yasa Yaman, D Grubu'nu konu aldığı doktora tezinde, grubun bu sergisiyle birlikte, Türkiye'de resim sergilerinin parasız olarak gezilmeye başlandığını belirtmektedir. (Z.Y.YAMAN, 1930-1950 Yılları Arasında Kültür ve Sanat Ortamına Bir Bakış:D Grubu,257.) Kıymet Giray ise, Müstakilleri konu alan kitabında, Müstakillerin 1937 yılında Zonguldak Halkevi'nde açtıkları sergiye kadar Türkiye'de düzenlenen tüm sergilerde, sergiyi gezenlerden giriş ücreti alındığını belirtmiştir. (K.GİRAY, Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, 57.) Ancak, bunlardan önce, 1932 yılının Eylül ayında Ali Avni (Çelebi)'nin Glorya Sineması'nda açmış olduğu serginin de duhuliyesiz gezildiğini belirtmek gerekmektedir. (f.a."Ali Avni Resim Sergisi ",7.)
(4) Erdoğan TANALTAY, "Mahmut Cuda ile İkinci Gün", 15.
(5) A.g.m.
(6) Edward Lucie Smith, Lives of the Twentieth Century Artists, 34.
(7) Kıymet Giray, Ratip Aşir'in, Bourdelle atölyesinde çalışmadığını ancak çalışmayı çok istediğini belirtmiştir. (Bkz.(5) GİRAY,242-251.) 14 Ağustos 1928 tarihli Milliyet Gazetesi'nde ve I.Genç Ressamlar Sergisi Kataloğu'nda ise, sanatçının Bourdelle atölyesinde eğitim gördüğü belirtilmektedir. Belge:3 ve 4.
(8) Zeynep Yasa YAMAN, "Sanat Tarihimizde Eski Bir Konu:Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği mi D Grubu mu?", 35.
(9) 26 Mayıs 2002 tarihinde Prof. Adnan Çoker ile yapılan görüşmeden.
(10) Nurullah CEMAL (BERK), "Türkiyede Müstakiller", 4.
(11) A.g.m.
(12) Kıymet Giray, grubun dönüş tarihinin 16 Temmuz 1928 olduğunu ve sözü edilen haberin 17 Temmuz 1928 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yer aldığını belirtmektedir. (Bkz. (5) GİRAY,42-43) Ancak yapılan gazete taramaları, haberin 14 Ağustos 1928 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yer aldığını ortaya koymaktadır.
(13) Muhiddin SEBATİ, "Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği ne yapmak istiyor ve memleketinden ne bekliyor?", 811.
(14) Nizamnamenin metni için Bkz. (5).GİRAY, 44-48.
(15) I. Genç Ressamlar Sergisi Kataloğu.
(16) Yakup KADRİ, "Bir Resim Sergisi", 1, 2.
(17) Nüzhet İSLİMYELİ, "Ali Avni Çelebi ile Bir Konuşma", 16.
(18) Elif NACİ, "Müstakillerin Sergisi", 4.
(19) Elif NACİ, "Haydi Hayırlısı!", 4.
(20) N.BERK-H.GEZER, Elli Yılın Türk Resim ve Heykeli, 43.
(21) A.g.k.
(22) 22 Mayıs 1930 ve 16 Ağustos 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde birbirine benzer iki karikatür bulunmaktadır.
(23) Münip ÖZBEN, "Ressam Zeki Kocamemi", 59.
(24) Prof. Adnan Çoker Arşivi'nde bulunan bu programın 1932 yılı kongresinde okunduğu, Adnan Çoker tarafından, Cûda'nın kendisinden öğrenilmiştir. 26 Mayıs 2001 tarihinde Prof. Adnan Çoker ile yapılan görüşmeden.
(25) Nurullah Cemal BERK, ""D" Grupu", 3.
(26) Kıymet Giray, Nurullah Berk'in yayınında (Bkz.(23) BERK), bu serginin açılış tarihinin yanlış olarak 1928 olarak veriliğini tespit etmiş ve Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, 70-71, not:1'de bu yanlışı düzeltmiştir. Ancak son yayını olan Mahmut Cûda, 220'de, o da bu tarihi 1928 olarak vermiştir.
(27) GABRIEL, "Ankara'da Resim ve Heykel Sergisi", 487.
(28) ANONİM (9 Nisan 1929), "Akademi'de Konferans", 2.
(29) Bu sergi, kaynaklarda 15 Ekim 1929 tarihinde açılmış olarak gösterilmektedir. (Bkz.(5) GİRAY, 53, Mehmet ÜSTÜNİPEK, "1923-50 Arasında Türkiye'de Açılan Sergiler", 42.) Bunun nedeni, 13 Teşrinisani (Kasım) 1929 tarihli Muhit dergisinde yer alan "geçen ay" ifadesi olmalıdır. Ancak gerek 20 Eylül 1929 tarihli Uyanış dergisi gerek 15 ve 16 Eylül 1929 tarihli Cumhuriyet, Milliyet gazeteleri serginin tarihinin15 Eylül 1929 olduğunu göstermektedir.
(30) Bu gazete kupürü Prof. Adnan Çoker arşivinde bulunmaktadır. 16 Eylül 1929 tarihli haberin hangi gazeteden olduğu not düşülmemiştir.
(31) Bkz. (19) KADRİ
(32) Nurullah CEMAL (BERK), "Genç Ressamlar Sergisi", 687-688.
(33) Nurullah CEMAL (BERK), "Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği Sergisi", 980-981.
(34) Bkz. (5) GİRAY, 292.
(35) Bu serginin açılış tarihi tam olarak saptanamamıştır .31 Mayıs 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, serginin 1 Haziran'da açılacağını duyururken;aynı tarihli Milliyet Gazetesi 'ndeki haberde serginin açıldığı belirtilmiştir.
(36) Bugün No: 304-314 arası Turkcell Binası'na aittir.
(37) Müstakillerin Dördüncü Sergisi Kataloğu
(38) ANONİM (17 Şubat 1931), "Müstakil Ressamlar Sergisi", 7.
(39) ANONİM (22 Şubat 1931), "Resim Sergisinde Danslı Çay ", 3.
(40) ANONİM (27 Şubat 1931), "Resim Sergisinde açık resimler varsa temaşa vergisi mi alınır!", 4.
(41) ANONİM (5 Temmuz 1931), "Müstakil Ressamlar 'Biz de şaşırdık!' diyorlar.", 1. 5.
(42) ANONİM (1 Mart 1931), "Sanat Müsabakamız", 1.
(43) ANONİM (18 Mart 1931), "Tablo Müsabakamız Dün Neticelendi.", 1.
(44) Mehmet ÜSTÜNİPEK, "Müstakillerin Dördüncü Sergisi", 45.
(45) Yunus NADİ, "Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar Birliğinin Dördüncü Sergisi", 1.
(46) Mustafa ŞEKİP(TUNÇ), "Dördüncü Sergi", 4.
(47) Mustafa ŞEKİP(TUNÇ), "Dördüncü Sergi : Kübizmde tablo tabiat ve hâdisattan bir şey aksettirmez", 4.
(48) Peyami SAFA, "Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği Sergisi", 3.
(49) Prof. Adnan Çoker arşivinde bulunan. bu gazete kupürünün tarihi tespit edilememiştir.
(50) f.a., "Bir Resim Sergisi Açıldı. Gidip Görünüz. Gidip…"
(51) Bkz. (21) NACİ.
(52) Elif NACİ, "Millî san'at", 4.
(53) Zahir GÜVEMLİ, "Elif Naci", 50.
(54) Bkz. (5) YAMAN, 296-329.
(55) ANONİM (26 Teşrinievvel 1931), "Müstakil Ressamlar Sergisi", 14. Bu sergi Kıymet Giray'ın listesinde yer almamış (Bkz.(5) GİRAY); Mehmet Üstünipek'in listesinde ise, "Aralık "ayında gösterilmiştir. (Bkz. (32) ÜSTÜNİPEK)
(56) Bkz.(36) GİRAY, 292.
(57) ANONİM (5 Teşrinisani 1931),"Müstakillerin Sergisi", 4.
(58) Elif NACİ, "Müstakillerin Sergisi", 29.
(59) Bkz. (5) GİRAY, 56.
(60) A.g.k., 69; Bkz. (5) YAMAN, 37-38.
(61) Elif NACİ, "Harpten Sonraki Ressamlar", 30-31.
(62) Nurullah BERK, "Fikret Adil'den Anılar", 4.


Kaynak: Sanal Müze


#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Müstakil Ressamlar Ve Heykeltraşlar Birliği



Müstakiller: Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği


Resmi ekleyen



Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin Mührü



Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği, Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı birliği olup; Osmanlı Ressamlar Cemiyeti’nden sonra ise, Türk resim sanatının tarihsel süreci içinde kurulan derneklerin ikincisidir. Birliğin üyelerini 1914’ten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’nde öğrenime başlayan sanatçılar oluşturmaktadır. 1923’te Sanayi-i Nefise’deki öğrenimlerinin son yıllarını sürdüren Şeref Akdik, Saim Özeran (1900-1964), Refik Epikman, Elif Naci, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi ve Cevat Dereli “Yeni Resim Cemiyeti” adı altında birleştiler. 1924’te Avrupa sınavını kazanan birlik üyelerinden büyük çoğunluğunun Paris’e gönderilmesiyle birliğin etkinlikleri kesildi. Ancak üyelerin beraberlikleri Paris’te de sürdü ve İstanbul’a dönüşlerinde bu kez de Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği adı altında çalışmalara koyuldu. Müstakiller, Valéri ve Warnia Zarzecki (1850-1924) gibi yabancıların yerine atanan ilk Türk eğitimcilerinin öğreniminde yetişen birinci kuşak sanatçılardır. Yaşamları ve eğitim dönemleri, Osmanlı imparatorluğu’nun yıkılışı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına rastlamaktadır. Resim sanatı alanında köklü bir deneyimin, çok sayıda sanatçının, sanat akımının ve yapıtın yoğunlaştırdığı bu kültürel birikim, kuşkusuz bu sanatçılar için şaşırtıcı boyutlardaydı.

5 Nisan 1929’da kurulan birliğin üyelerinin sıralanışı Refik Fazıl (Epikman), Cevat Hamit (Dereli), Şeref Kâmil (Akdik), Mahmut Fehmi (Cûda), Nurullah Cemal (Berk), Hale Asaf, Ali Avni (Çelebi), Ahmet Zeki (Kocamemi) Muhittin Sebati, Ratip Aşir (Acudoğlu) ve Fahrettin Arkunlar şeklinde birliğin tüzüğünde yer aldılar.

Müstakillerin amaçları, gelişmekte olan Türk resim sanatının düzenli ve kalıcı temellere kavuşturulması ve yaygınlaştırılmasıydı. Ayrıca sanatçıların güvence altına alınmaları ve bireysel sanat anlayışlarına özgürlük tanıyan bir ortamda çalışmalarını sürdürmeleri önemle üzerinde durulması gereken bir konuydu. Sanatçılar her meslekte olduğu gibi, yetiştirildikleri alanda yapacakları çalışmalarla yaşamlarını kazanmalıydılar. Toplumda sanat beğenisinin yaygınlaşması, bu sorunu çözümleyici önlemlerden ilki ve en önemlisiydi. Ayrıca devlet, yetiştirilmelerine önemli katkılarda bulunduğu sanatçılarına destek de sağlamalıydı. Bu öneriler değer çekişmelerinin kırıcı ve bölücü ortamından kaçınılarak gerçekleştirilmeliydi. Bu anlayış doğrultusunda birleşen Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birlği ilk sergisini 1928’de Ankara Etnografya Müzesi’nde açtı. Sanatçılar bu girişimi aynı zamanda İstanbul dışında da açılan ilk resim sergisi oldu. 4. sergisi 1931 yılında açılan birliğin daha sonra İstanbul, Ankara, Zonguldak, Balıkesir, Bursa, Samsun, İzmit gibi kentlerde, çoğu kez konferanslarla zenginleştirilen sergiler düzenlendi. Bu arada Rusya, Romanya, Yugoslavya, Yunanistan gibi ülkelere de sergiler götüren birlik üyelerinin etkinliklerini güç koşullarda gerçekleştirdikleri izlenmektedir. O yıllarda yapıtlarını sergilemek için uygun salonlar bulabilmeleri bile büyük bir sorundu.

Müstakiller’in değişik eğilimleri benimseyerek ürettikleri yapıtlarını, giderek yaygınlaşan sergilerinin aracılığıyla topluma tanıtmaları büyük ilgi toplamalarına neden oldu.. Bu arada tüm sanatçıların ortak hak ve yararlarını korumaya yönelik girişimleri birliğin üye sayısının giderek artmasına neden oldu. İzmit sergisi kataloğunda (1939) üye sayısının 25’e ulaştığı görülmektedir. Ancak bu yıllarda Müstakiller’in yanı sıra, birlikten ayrılan bazı üyelerin de katıldığı D Grubu, daha önce var olan Güzel Sanatlar Birliği (Osmanlı Ressamlar Cemiyeti) ve 1940’da kurulan Yeniler Grubu ayrı ayrı etkinliklerini sürdürmekteydiler.

Resim sanatı, kültürünün aşamalarından geçmeden Avrupa sanatının gelişmiş eğilimleriyle karşı karşıya kalan halkın söz konusu eğilimleri benimsemesi de, sürdürülen çekişme ortamında sanatçıların ortak sorunlarının çözümlenmesinden gitgide uzaklaşınca, Müstakiller, tüm ressam gruplarını bir meslek dayanışması çerçevesinde toplamayı amaçlayarak 3 Mart 1942’de Türk Ressamlar ve Heykeltraşlar Cemiyeti 3 Ağustos 1950’de de "Ressamlar Derneği" kurdu.

Konu Hale tarafından 20 Temmuz 2015 Pazartesi - 08:00 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Müstakil Ressamlar Ve Heykeltraşlar Birliği




• 15 Eylül 1929 - Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'nin ilk sergisi Ankara'da açıldı.


Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Ataturk_Gunlugu_Ataturk_Today_f13/Ataturk_Gunlugu_Today_15_Eylul_September_t264.html'] Atatürk Günlüğü - Today | 15 Eylül - September' target='_blank'>' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Ataturk_Gunlugu_Ataturk_Today_f13/Ataturk_Gunlugu_Today_15_Eylul_September_t264.html'] Atatürk Günlüğü - Today | 15 Eylül - September

#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı