İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Oktay Sinanoğlu (d. 25 Şubat 1935, İtalya - ö. 20 Nisan 2015, ABD) | Türkiye'nin Einstein'ı - 300 Yılın En Genç Profesörü - Dünyadaki En Zeki Türk - Türk Kuramsal Kimyacı Ve Moleküler Biyolog

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 8 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu


1935′te doğan Sinanoğlu, 1953’te Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesini burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi.


Resmi ekleyen



Oktay Sinanoğlu




Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD’ye gitti. 1956’da ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirdi.


Resmi ekleyen



1957’de Massachusetts Institute of Technology ‘ yi ( MIT ) 8 ayda birincilikle bitirerek Yüksek kimya Mühendisi oldu. 1960?ta Yale Üniversitesinde “asistant professor” (yardımcı doçent ) olarak çalışmaya başladı.


Resmi ekleyen



26 yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile “associate professor” (doçent) ve 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırdı ve “full professor” ( profesör ) ünvanını aldı. Bu ünvan ile modern üniversite tarihinin ve Yale Üniversitesi tarihinin en genç profesörü oldu.

1964’te ODTܒye danışman profesör oldu. Yale Üniversitesinde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. Dünyada yeni kurulmaya başlayan Moleküler Biyoloji dalının ilk birkaç profesöründen biri oldu. (Watson ve Crick sarmal modelindeki dna sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğunu keşfeden adam - solvofobik kuvvet ) Amerikan Ulusal bilimler akademisine Üye olarak seçildi. Buraya seçilen ilk ve tek Türk oldu.


Resmi ekleyen



İki defa Nobel’ e aday gösterildi. Defalarca Nobel Akademisinin isteği üzerine Nobel’e adaylar gösterdi. Dünyanın sayısız yerinde sayısız buluşları ve teoremleri ile ilgili sayısız konferans verdi.

26 yaşından beri devam ettiği Yale Üniversitesinde Moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör ve son 7 senedir görev yaptığı Yıldız Teknik Üniversitesinde ise Kimya dalında olmak üzere bir kürsüde Profesör olarak görevini sürdürüyor.

Konu Hale tarafından 20 Nisan 2015 Pazartesi - 19:53 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Ölüm Tarihi eklenmiştir.

  • ilkercem bunu beğendi

#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu


Oktay Sinanoğlu, (d. 25 Şubat 1935, Bari, İtalya), Türk kimyager, akademisyen, bilim adamı.


TED Yenişehir Lisesi'ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.

1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü 8 ayda birincilikle bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. 1960'ta Yale Üniversitesi'nde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı.

26 yaşında iken atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile doçent oldu. 26 yaşında "tam profesör" unvanını aldı. Yale Üniversitesi tarihinin son 100 yılında bu unvanı kazanan en genç insanıdır.

1964'te Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde danışman profesör oldu. Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğuna açıklama getirmiştir. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne (National Academy of Sciences) üye seçilen ilk ve tek Türk oldu. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi.

Oktay Sinanoğlu Nobel Fizik Ödülü için aday gösteren kurumun üyesidir.Bu alanda görev yapan ilk Türk profesörüdür.

28 yaşından beri devam ettiği Yale Üniversitesi'nde moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör olarak görevini sürdürüyor. Yıldız Teknik Üniversitesi'den ise emekli oldu.

Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Guzel_Turkce_ve_39_miz_Turkce_Dilbilgisi_f147/Turkce_ve_39_mizi_Yuceltmek_Oktay_Sinanoglu_t1533.html']Türkçe'mizi Yüceltmek | Oktay Sinanoğlu' target='_blank'>Türkçe%27mizi' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Guzel_Turkce_ve_39_miz_Turkce_Dilbilgisi_f147/Turkce_ve_39_mizi_Yuceltmek_Oktay_Sinanoglu_t1533.html']Türkçe'mizi Yüceltmek | Oktay Sinanoğlu

#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu



Sayın Profesör Doktor Oktay Sinanoğlu; dünyanın en genç yaşta profesör olmuş kişisi ve Nobel adayı. 1953 yılında Ankara’da TED’in Yenişehir Lisesini birincilikle bitirdi. O zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçe’ydi, takviyeli yabancı dil dersleri vardı, sonradan kolej oldu. TED tarafından Amerika’ya burslu Kimya Mühendisliği için gönderildi. 1956 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de Kimya Mühendisliğini birincilikle bitirdi.

1957’de Amerika Birleşik Devletlerinde MIT’den birincilikle Yüksek Kimya Mühendisi oldu. Alfred Sloan ödülünü aldı. 1959’da Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’de; Kuramsal Kimya Doktorasını yaptı, doktorasını yaparken iki ödül kazandı. 1959-1960 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı. 1961’de hem Harward, hem de Yale’de kendisinin yeni Nicem (“Kuvantum”)Kimyası ve fiziği üzerine teorileri hakkında üst düzey derslerde yeni buluşlarını anlattı. 1962 yılında Batının 300 yılda en genç profesörü oldu (26 yaşında Yale Üniversitesinde); 1962 yılında Ortadoğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu’na mahsus olmak üzere kendisine

Danışman Profesör unvanını verdi. Türkiye’de de kuramsal kimya bölümünü kurdu. Ortadoğu Teknik Üniversitesinde eğitimin Türkçe olması için uğraş verdi. Ama, tabii olmadı. 1964’de Moleküler Biyoloji konusunda ikinci kürsüsüne Yale Üniversitesine atandı. 1973’te Almanya’nın en yüksek Aleksander von Humboldt Bilim Ödülünü ilk kazanan kişi oldu. 1975’te Japonya’nın Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülünü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu’na ilk ve tek, Türkiye Cumhuriyeti Profesörü unvanı verildi. 1976’da Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerika Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir.

Hindistan’ın Devlet Misafiri olarak, Hintli Bakanlarla ve Cumhurbaşkanıyla görüşmüştür. Meksika’da aynı seviyede Üçüncü Dünya Bağımsızlığı için çalışmıştır. Yıldız Teknik Üniversitesi'nden yaş sınırında (67) emekli oldu.Yale'deki hayat kaydıyla, ömür boyu olan iki kürsülü profesörlüğünü, Türkiye'nin ve Türkçe'nin başına gelenlerle daha verimli mücadele edebilmek için, "emeritus professor" ünvanına çevirterek Türkiye'deki faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. O ara Türkiye genelinde ki herhangi bir evrenkentte (üniversitede) yetenekli gençlere, fizik kimya, matematik, moleküler biyoloji dallarında Mastır, doktora araştırmaları yaptırması, her şeyi YÖK'ten soran rektörlerce engellendi.Ama Oktay Sinanoğlu, bir yandan bilimsel araştırmalarına dış ülkelerde devam ediyor.

1962’den günümüze dek ilk TÜBİTAK Bilim Ödülünü, ilk Sedat Simavi ödülünü, 1992’de Bilgi Çağı, 1995’te İLESAM Üstün Hizmet Ödülünü, ayrıca Yılın Fikir Adamı, Yılın Bilim Adamı ödüllerini aldı. Yesevi Kazakistan ve benzeri bir çok kuruluşta profesör, mütevelli heyeti üyesi, Atatürk Kültür Kurumu asli üyesidir. 2001'de Yerel gazeteler Birliği'nce "halk Kahramanı Ödülü" verildi. Bu yılda Antalya'da Uğur Mumcu Bilim Ödülü (2002), TÜRKSAV Türk Dünyası'na Hizmet Ödülü (2002) verildi. 250 kadar uluslararası bilimsel yayını, bilim kuramları, çeşitli dillere çevrilmiş kitapları vardır. Türkiye’de de Türkçe pek çok yayın yapmıştır. Değişik ülkelerde iki kez Nobel’e aday gösterilmiştir.



Özgeçmiş



25 Şubat 1935

Babasının başkonsolos olarak görevli bulunduğu İtalya’nın Bari kentinde doğdu.

1939

Annesi Rüveyde Hanım (Karacabey), babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu ve kız kardeşi Esin ile Il. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte Türkiye’ye döndüler.

1941

Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu vefat etti.

1953

Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesi’nde burslu olarak okudu ve birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD’ye gitti.

1956

ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirdi.

1957

MIT’yi sekiz ayda birincilikle bitirerek Yüksek Kimya Mühendisi oldu.

1959

Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de iki yılda kuramsal kimya doktorasını tamamladı.

1959-1960

ABD’de Atom Enerjisi Merkezi’nde araştırmalar yaptı; araştırmaları uluslararası dergilerde yayınlandı, pek çok üniversiteden teklifler almaya başladı.

1960

Yale Üniversitesi’nde ”yardımcı profesör” olarak çalışmaya başladı.

1961-1962

”Öğecik (atom) ve özdeciklerin (moleküllerin) çok eksicikli (elektronlu) kuramı” ile profesörlüğe adım attı. Temel fizik kanunlarından başlayarak çeşitli maddelerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini bulmak için gerekli bu temel kuramla, 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırmış oldu. Ve profesörlüğe yükseldi.

1962

Yale Üniversitesi’ndeki profesörlüğünün yanında Harvard Üniversitesi’nde kendisinin bulduğu ”yeni kuantum (nicem) kimyası ve fiziği” üzerine üst düzey dersler verdi. 26 yaşında, son 300 yıldır Batı’da en genç yaşta profesör olan kişi olarak Yale Üniversitesi tarafından dünyaya tanıtıldı. Türkiye’ye geldi ve Haziran ayında Ankara Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni (ODTÜ) ziyaret etti. "Alfred P. Sloan" Ödülü’nü aldı.

Temmuz 1963

Yale Üniversitesi’nde resmen "tüm" profesör oldu.

Temmuz 1964

ODTÜ’ye danışman profesör oldu. Eğitimin Türkçe yapılması gerektiği üzerine konuşmalara başladı.

1964

Yale Universitesi’nde ikinci kürsüye atandı; bu kürsü dünyada yeni kurulmaya başlanan ”Moleküler Biyoloji” idi. Kalıtımı sağlayan DNA molekülünün yapısının neden çift sarmal olduğunu ve bunu bir arada tutan kuvvetlerin ne olduğu üzerine yaptığı çalışmasıyla (”solvofobik” - ”çözgen iter kuvveti” kuramı) moleküler biyolojinin kurucuları arasına katıldı. İstanbul’da, 19 Ağustos ile 5 Eylül tarihleri arasında uluslararası bilimsel yaz okulunu düzenledi. Bu yaz okulu ”Nicem Kimyası” üzerineydi; savaş sonrası ve soğuk savaş nedeniyle birbirinden kopuk olan dünyanın dört bir yanındaki bilimcileri böylece bir araya getirdi ve bu alandaki alışverişle bilimsel anlamda yeniliklere adım atılmasını sağladı. Tamamen ayrı bir saha olan yüksek enerji fiziği üzerine çalışmaları sonucu ”yeni sekiz mezon (maddeyi oluşturan temel taneciklerden sekizi) ve özellikler kuramı”nı buldu.

Kasım 1964

NIH‘ye (Amerikan Ulusal Sağlık Bilimleri Kurumu) danışman oldu.

1964-1965

Ulusal Bilimler Akademisi’nde "Kuramsal Kimya" Üst Komitesi’ nin üyesi oldu.

Haziran 1964

Teksas’da Ulusal Fiziksel Kimya Sempozyumu’nda çağrılı ana konuşmalardan birini yaptı.

Temmuz 1964

DNA üzerine Gordon Araştırma Merkezi’nin konferansına konuşmacı olarak katıldı.

Ekim 1964

New York’ta Amerikan Kanser Araştırma Merkezi’nde ”Biyopolimerler üzerinde suyun ve diğer çözgenlerin etkileri’ ‘üzerine konuşma yaptı.

1965

İstanbul, Yeşilyurt’ta Çinar Oteli’nde ikinci uluslararasi yaz okulu düzenledi. Bu defa Yüksek Enerji Fizigi üzerine...

Nisan 1965

Detroit’teki Amerikan Kimya Derneği’nin sempozyumunda konuşma yaptı.

Eylül 1965

İngiltere’de, Faraday Society’nin ”Sıvılardaki intermoleküler güçler” tartışma toplantısına katıldı.

1965-1966

Miami Üniversitesi, Coral Gables, Florida’da hem fizik, hem moleküler biyoloji bölümlerinde ziyaretçi prof. olarak bulunup yoğun bir şekilde yüksek enerji fiziği üzerinde çalışırken, orada ”Kurumsal Bilimler Merkezi”nin kurucularından oldu.

1966

TÜBİTAK Bilim Ödülü’nü alan ilk kişi oldu.

Haziran 1966

Ağustos aylarında Colorado’da, Kaliforniya’da yüksek enerji fiziği üzerine üst düzey konuşmalar yaptı.

Şubat 1967

İsrail’de CERN ve Weizmann Enstitüsü’nün düzenlediği konferansa davet edildi.

Mayıs 1967

Fransa’da Paris’te Uluslararası Moleküler Biyoloji Konferansı’nda davetli konuşmacıydı.

Haziran 1967

Kanada’nın Montreal kentinde Nicem Kimyası Sempozyumu’ nun onur komitesine seçildi.

Temmuz 1967

İtalya’da, Frascati’de NATO’nun Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü’nün düzenlediği atom ve moleküllerin etkileriyle ilgili uzmanlara üst düzey seminerler verdi.

Ağustos 1967

Çekoslavakya’da Kutna Hora kentindeki Nicem Kimyası üzerine uluslararası sempozyuma özel konuşmacı olarak katıldı.

Aralık 1967

New York Bilimler Akademisi’nin moleküler biyolojiyle ilgili konferansına konuşmacı olarak davet edildi.

Aralık 1967

Yale Üniversitesi’nde çeşitli üniversitelerden kimya alanındaki bilim adamlarının katıldığı üç günlük bir seminer düzenledi.

1967-1970

ABD, Ulusal Argon Atom Enerjisi Laboratuvarları’nda sadece beş bilimcinin seçildigi Teftiş Kurulu Üyesi.

Haziran 1968

ODTÜ’de Kuramsal Kimya Bölümü’nü kurdu. New York’ta ilk olarak düzenlenen Atom Fiziği Uluslararası Konferansı’na baş konuşmacı olarak katıldı.

Nisan 1969

Minnesota’da Amerikan Kimya Topluluğunun toplantısına davetli olarak katıldı. Kanada’nın Ontario Eyaleti’ndeki Waterloo Üniversitesi’nde Kimya ve Uygulamaları Matematik Bölümleri’nde konuşmalar yaptı. İllinois’te Chicago Üniversitesi’ndeki The James Franck Enstitüsu ne ve Ohio’daki Battelle Memorial Enstitüsü’ne konuşmaci olarak çagrildi.

1969

İzmir, Urla’da üçüncü yaz okulunu yaptı. Bu bilimsel toplantının adı ”Atom Fiziğinde Yeni Yönler”di ve dünyada atom fiziğinin babası olarak bilinen Edward Condon’a adanmıştı. Sovyet Bilimler Akademisi’nin davetlisi olarak bu ülkede bilimsel konuşmalar yaptı, kuramlarını tüm Sovyetler’den özel olarak toplanan üst düzey bilimcilere anlattı.

1970

Atom Fiziği üzerinde çalıştı; atomların temel yapısı üzerine çok ayrıntılı bir kuram geliştirdi; ”Atom fiziğinde atomların yapısı ve elektronik özellikleri kuramı”nın gökfizik alanındaki uygulamalarıyla güneş ve yıldızlardaki kimyasal öğeler hesaplanabilir oldu. ABD Ulusal Standartlar Kurumu’nun kataloglarındaki yanlış bilgiler düzeltildi.

1970-1973

ABD Ulusal Argon Atom Enerjisi Laboratuvarı’nın başkanlığını yaptı.

Eylül 1971

Aralık ayına kadar Paris’te, ancak çok üst düzey matematikçi ve fizikçilerin kabul edildiği ”Institut Des Hauts Etudes Scientifiques”te kimyaya matematiği sokma alanında uzun yıllar sürecek çalışmalarına başladı. Bulduğu yeni matematik temeller, farklı alanlarda bilim dünyasına büyük katkı sağladı.

1971

Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi’ne üyelik için seçildi.

1971

ABD, Washington, Savunma Stratejileri Kurulu Üyesi.

Ocak 1972

Florida’da Nicem Kimyası, Nicem Teorisi üzerine uluslararası sempozyuma davetli konuşmacı olarak katıldı.

Mayıs 1972

Boulder’de Kolorado Üniversitesi’nin Fizik Bölümü’nün kollokyumuna davet edildi.

Temmuz 1972

Meksika’da Latin Amerika Fizik Okulu’nda atom ve moleküller üzerine konuşmalar yapti.

Ağustos 1972

Kanada’nın Vancouver kentinde Teorik Kimya Kanada Uluslararası Sempozyumu’na katıldı.

Ekim 1972

Arizona’da atom fiziğinde yeni keşfedilmiş olan ”ışın-yaprak (beam-foil) tayflaması” sempozyumunda danışma kurulu üyesi.

1973

Boğaziçi Üniversitesi’nde MEB’in teklif ettiği rektörlüğü reddedip danışman profesör olarak çalıştı.

Ocak 1973

Florida’da Gainesville’de E.U. Condon’un onuruna düzenlenen uluslararası atom sempozyumuna davetli olarak katıldı.

Mart 1973

İtalya’nın Trieste kentinde Atomlar, Moleküller ve Lazerler üzerine seminerler verdi.

Nisan 1973

Michigan’da kolokyum yönetti. İsviçre’nin Burgenstock kentinde Organik Kimyanın Kuramsal Temelleri üzerine konuşma yaptı.

Mayıs 1973

Almanya’nın en yüksek bilim ödülü olan ”Alexander von Humboldt Bilim Ödülü”nü aldı. Bu ödülü alan ilk bilimciydi .

Temmuz 1973

Fransa’nın Menton kentinde düzenlenen ilk uluslararası nicem kimyası kongresinde konuşma yaptı. Yugoslavya’nın Ljubljana kentindeki Nicem ve Bilgisayar Teknolojisi üzerine konuşmalar yaptı.

Ağustos 1973

NATO’nun Araştırma Merkezi’nin Kanada’nın Quebec eyaletinde düzenlediği toplantıda konuşmacı olarak bulundu.

1973

Amerikan Bilim ve Sanat Akademisi’ne seçilen ilk ve tek Türk oldu; kendisiyle aynı yıl Soljenitsin ve Fellini de seçilmişti. Meksika’da teorilerini anlatmak için Kuramsal Fizik Yaz Okulu’na katıldı, bu ülkede üçüncü dünya ülkelerinin bağımsızlığı için çalışmalar yürüttü. Aynı yıl Meksika Hükümeti’nin yüksek bilim ödülü ”Elena Moshinsky” ile ödüllendirildi. Ertesi yıl bu ödülü kazanan kişi ünlü fizikçi E. Wigner oldu.

1974

Milli Eğitim Şurası’na katıldı ve bilim ve teknoloji eğitiminin Türkçe olması gereği üzerine konuşmalar yaptı.

1975

Asya’yı keşfetti. Japon Hükümeti’nin ”Uluslararası Seçkin Bilim Adamı” ödülünü almak için gittiği bu ülkede altı ay boyunca çeşitli bilimsel konuşmalar yaptı, iki ülke arasında (Türkiye ve Japonya) kültürel ve bilimsel ilişkinin kurulması için çalıştı. Neredeyse tüm Japonya’da ”İpek Yolunun İki Ucu: Türkiye ve Japonya” başlığını taşıyan ve iki ülke arasındaki kültürel ve tarihi benzerlikleri an l atan konuşmalar yaptı. Japon televizyonu NHK ile İpek Yolu projesini başlattı.

1976

Hindistan Hükümeti’nden ”Devlet Misafiri” olarak aldığı davet üzerine bu ülkeye gitti. Bayan Gandi’nin bakanları ve cumhurbaşkanı Fakruttin Bey ile yine iki ülke arasında güçlü bağların oluşması için çalışmalar yaptı. TC Üniversiteler arası Kurulun verdiği ”Türkiye Cumhuriyeti Profesörü” unvanını aldı. Balıkesir’de askerliğini yaptı.

1977-1978

İki yıl İ.Ü.’de Kimya Fakültesi’nde görev yaptı. Türkiye’de çeşitli bilimsel araştırmalar yürüttü. Roma Kulübü’nün İstanbul’da yapılan toplantısına özel davetli konuşmacı olarak katıldı.

1980

1970’lerde Almanya’da başladığı matematik temelleri geliştirmeye ve kimyaya yeni bir bakış açısı getirmeye yönelik çalışmalarının sonucunda ”Kimya’nın temellerini yeni matematiklere oturma kuramı”nı buldu. Yeni nicem kanununu geliştirerek kimyayı ezber yerine yeni matematik fizik temellerine bağladı.

1982-1988

Yale’de düzenlediği kimyanın matematik temelleri üzerine bir dizi seminere çeşitli ülkelerden bilim adamlarını davet etti. Böylece ”matematiksel kimya” diye yeni bir dalın ortaya çıkmasına, J. Mathematical Chemistry dergisinin ve uluslararası kurultayların örgütlenmesine önayak oldu. İlk kurultayda açılış konuşmasını yaptı. Derginin yayın kurulu üyesiydi.

1984-1986

İsviçre’nin Davos kentindeki EMF’de (Avrupa Yönetim Forumu) katılımcı.

1985

Yaklaşık on yıldır üzerinde çalıştığı ve teorisinin matematiğini 180 teoremden çıkardığı araştırmasını anlatmak üzere dünya turuna çıktı. ABD, Kanada, Batı ve Doğu Almanya, İsviçre, Japonya ve Kore’nin çeşitli üniversite ve kurumlarında konuşmalar yaptı.

1986-1989

Florida Uluslararası Bilim ve Sanat Merkezi kurulması için çalıştı.

1988

Türkiye’ye davet ediler ek Milli Eğitim Şurası’na katıldı. Amerikan basını, 180 teoremden çıkardığı ve fizik ve kimyaya yeni bir bakış getiren teorisini çocuklara resimli oyunlarla anlattığı için kimyayı herkesin türetebileceğini ispatladığını yazdı.

1990

Annesi Rüveyde Sinanoğlu vefat etti.

1991

TC Kültür Bakanlığı’nın Bilgi Çağı Ödülü’nü aldı.

1993

Merkezini Yale Üniversitesi’nden Türkiye’ye taşimaya karar verdi.

1994-1995

Yıldız Teknik Universitesi Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümu nde profesör ve rektör danışmanı.

1995

ILESAM ”Üstün Hizmet Ödülü”nü, GESİAD ”Yılın Bilam Adamı Ödülü”, Türkiye Yazarlar Birliği ”Yılın Fikir Adamı” ödülünü aldı.

Eylül 1995

Kaş’ta düzenlenen Ulusal Türk Fizik Kurultayi’na onur başkani ve konuşmaci olarak katildi.

1996

Türk-Kazak Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi oldu.

1999

Elazığ’da düzenlenen 1. Türk Dünyası Matematik Kurultayı’na katıldı. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde çok sayıda öğrenciye kimya, matematik, moleküler biyoloji alanlarında doktora, lisans tezi yaptırdı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Kıbrıs Doğu Akdeniz Üniversitesi, Manisa Celal Bayar Üniversitesi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, Elazığ Fırat Üniversitesi ve İstanbul Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilimleri’nde konuşmalar yaptı. Malatya’da halka ”Dünyada ve Türkiye’de Eğitim” konuşması yaptı.

Eylül 1999

Samsun’da düzenlenen XIII. Ulusal Kimya Kurultayı’nda çağrılı tebliğini sundu. DPT Yükseköğretim ve İktisadi Gelişme Uzmanlar Kurulu’na katılan yüzü aşkın akademisyen tarafından başkan seçildi.

1999-2000

Miami Üniversitesi Matematik Bölümü’ne ”adjunct profesör” yapıldı.

2000

Yale Üniversitesi’nde ”Kimyanın yeni temel kuramı ve organik ve anorganik kimyaya uygulamalar” lisans üstü dersler verdi.

Şubat 2000

Teksas Austin’de ”Uluslararası Molekül Yapıları Kurultayı”nda çağrılı tebliğ sundu.

Nisan 2000

TC Başbakanlik Devlet Planlama Teşkilati DPT’nin 40. yildöiiümü ve 8. Beş Yillik Planin başlatilmasi münasebetiyle bir konuşma yapti: ”Bilimsel Araştirmanin Iktisadi Gelişmeye Katkisi”

Eylül 2000

XIV. Ulusal Kimya Kurultayında Diyarbakır’da çağrılı kimya konuşması yaptı.

2001

Halen ABD Yale Üniversitesi’nde iki kürsü (fiziki-kimya, moleküler biyokimya / biyofizik) profesörü. Kuramsal Fizik Merkezi ’nın üyesi. Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’nde profesör.

Nisan 2001

Çanakkale Üniversitesi’nde iki bilimsel konuşma yapti.

2001

Yerel gazeteler Birliği'nce "halk Kahramanı Ödülü" verildi

2002

Antalya'da Uğur Mumcu Bilim Ödülü

2002

TÜRKSAV Türk Dünyası'na Hizmet Ödülü (2002) verildi Yıldız Teknik Üniversitesi'nden yaş sınırında (67) emekli oldu.Yale'deki hayat kaydıyla, ömür boyu olan iki kürsülü profesörlüğünü, Türkiye'nin ve Türkçe'nin başına gelenlerle daha verimli mücadele edebilmek için, "emeritus professor" ünvanına çevirterek Türkiye'deki faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. O ara Türkiye genelinde ki herhangi herhangi bir bir evrenkentte (üniversitede) yetenekli gençlere, fizik kimya, matematik, moleküler biyoloji dallarında Mastır, doktora araştırmaları yaptırması, herşeyi YÖK'ten soran rektörlerce engellendi.Ama Oktay Sinanoğlu, bir yandan bilimsel araştırmalarına dış ülkelerde devam ediyor.

  • ilkercem bunu beğendi

#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu



Oktay Sinanoğlu (d. 25 Şubat 1935, Bari, İtalya ), Türk kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog.


Babasının (Nüzhet Haşim Sinanoğlu) bir başkonsolos olarak görev yapmış olduğu Bari'de doğdu. 1939 yılında İtalya'da II.Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye'ye döndü. Oktay Sinanoğlu, sonradan TED Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi'ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla Kimya Mühendisliği okumak üzere ABD'ye gitti. 1956'da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni birincilikle bitirdi.


Resmi ekleyen



Oktay Sinanoğlu Bye Bye Türkçe kitap kapağı görüntüsü




1957'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. "Alfred Sloan" ödülünü aldı. 1959'da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960'ta Yale Üniversitesi'nde öğretim üyesi (asistan profesör) oldu.

1960-61 yıllarında atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile "Doçent" oldu. 1963'te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında "tam profesör" unvanını aldı. 20. yüzyılda Yale Üniversitesi'nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesidir.

1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu'na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi. Yale Üniversitesi'nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. 1973'de Almanya'nın en yüksek "Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü"nü ilk kazanan kişi oldu. 1975'de Japonya'nın "Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü"nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu'na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976'da Japonya'ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü "Elena Moshinsky" ile ödüllendirildi.
Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi.

1980'li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988'de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi. 1993'te Yale Üniversitesi'ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı. Aynı yıl Türkiye'ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde profesörlüğe atandı. 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı.

Türkiye'de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe'nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir.

Yaşamı boyunca Kuantum mekaniği'ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M.Dirac'in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, "Kuantum mekaniği"nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu.

Ünlü sanatçı Esin Afşar'ın ağabeyidir.


Tüm akademik çalışmaları içinde en önemli 5 kuramı şöyledir:


• Many Electron Theory of Atoms and Molecules (1961) – Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı.
• Solvophobic Theory (1964) – Çözgeniter kuramı.
• Network Theory (1974) – Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı.
• Microthermodynamics (1981) – Mikrotermodinamik
• Valency Interaction Formula Theory (1983) – Değerlik kabuğu etkileşim kuramı.


Kitapları


• Göçmen Hamamı
• 2050'ye 5 Kala Dünyanın 105 Yıllık Tarihi
• İlerisi için
• Türkçe Giderse Türkiye Gider
• Bye Bye Türkçe / Bir Nev-York Rüyası
• Büyük Uyanış
• Hedef Türkiye
• Ne Yapmalı / Yeniden Diriliş ve Kurtuluş İçin
• Yeni Bilim Ufukları I
• Yeni Bilim Ufukları 2 Yeni bir matematik kuramı ve onunla bazı fizik kimya ilkelerinin bulunması
• Yeni Bilim Ufukları 3 Hayatın Örgüsü Elli Yıllık Biyolojinin Temellerini Sarsan Sorular
• Açıklamalı Fizik, Kimya, Matematik Ana Terimleri Sözlüğü


Akademik kitapları


• Modern Quantum Chemistry : Istanbul Lectures (Academic Press,1965)
• Sigma Molecular Orbital Theory (Yale Press,1970)
• Three Approaches to Electron Correlation in Atoms and Molecules (with K.Brueckner,Yale Press,1971)
• New Directions in Atomic Physics (with E.Condon,Yale Press,1971)


İlgili kitaplar


• Oktay Sinanoğlu, Türk Aynştaynı (hazırlayan: Emine Çaykara)
• Oktay Sinanoğlu, Bir Türk Dehası (yazan: Ahmet Hakan)


Türkçe karşılığını önerdiği yabancı sözcükler


Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun önerdiği sözcüklerden bazıları eskiden kullanılan ama zamanla unutulmuş sözcüklerdir.



Resmi ekleyen


  • ilkercem bunu beğendi

#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu: En zeki Türk


25 Şubat 1935’de Bari’de doğdu. TED Yenişehir Lisesi’ni bitirdikten sonra burslu olarak gittiği Kaliforniya Berkeley’i, sonrasında da MIT’nin (8 ay) kimya bölümlerini birincilikle bitirdi.


Resmi ekleyen



1962’de Yale Üniversitesi’nde profesör oldu. 1964’de ODTÜ’ye Danışman Profesör oldu. Yale Üniversitesi’nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o halde nasıl durduğuna açıklama getirmiştir. Amerikan Ulusal Akademisi’ne (National Academy of Sciences) üye seçilen ilk ve tek Türk oldu. Yale Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve kimya olmak üzere iki kürsüde profesör olarak görevini sürdürmektedir. 200’den fazla bilimsel yayını olan Sinanoğlu bilim dışı mücadelesini Ne Yapmalı: Yeniden Diriliş ve Kurtuluş İçin, Bye Bye Türkçe: Bir Nev_York Rüyası, Hedef Türkiye, Büyük Uyanış ve Türk Aynştaynı adlı kitaplarına taşımıştır.


Dünyadaki En Zeki Türk Oktay Sinanoğlu: “Sömürge kafalı bir hale getirilmişiz!”


Aynı adı taşıyan ve kendisini anlatan kitap sayesinde “Türk Ayştaynı” lakabıyla popüler tanınırlığını artıran Oktay Sinanoğlu, bilim dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Sinanoğlu’nun bilimsel çalışmalarının yanı sıra üstlendiği çok önemli bir misyon var: Türkçe eğitimin öneminin anlaşılması ve vurgulanması. Ona göre ortaöğretimde yabancı dilde eğitim verilmesi, Türkiye’yi yok etmeye çalışanların planının bir parçası. Sinanoğlu bu oyunu bozmak için yurdun dört bir yanında konuşmalar yaparak ve düşüncelerini içeren kitaplar yazarak “okumuş” genç nüfusu bilinçlendirmeye çalışıyor.


Resmi ekleyen



Kadıköy, herhangi bir günün herhangi bir saati hep aynıdır. Belki bazen az biraz daha kalabalık ya da az biraz daha tenha. Ama tıpkı İstiklal Caddesi’nde olduğu gibi sokaklar her daim insanlarıyla cıvıl cıvıldır. Mağaza vitrinlerinin önü ufak birer istasyon haline gelir bu trafikte. Kafeler, yemek mekanları ise sahibinin somurtmasına yol açmayacak kadar işlektir. Kadıköylü’nün yüzü genelde asık değildir zaten. Moda’dan yokuş aşağı akıp gelen eski İstanbul ruhu, barlar sokağı Kadife’den kabarıp köpüren genç enerji ve orta yaşlı Kadıköy müptelalarının bilge sakinlikleriyle birleşince oluşan semt aurasıdır bunun müsebbibi. Kadıköy’ün yalnızca mektup adresi değil, bir müptelalık olduğunu bilen bu orta yaşlı kesim sayesindedir ki, “Kadıköy sakini”, sakin kelimesinin iki anlamının da hakkının verildiği bir tabir haline gelmiştir.

Kadıköy’ün böylesine sıradan bir gününde bir çay içmek için kapısından girdiğiniz kafelerden birinde ona her an rastlayabilirsiniz. En arkada, köşedeki kare şekilli masif masada, sessiz sakin önündeki deftere bir şeyler karalayan, bembeyaz pamuksu ve kabarık saçlarıyla akla hemen kendilerini son icatlarına adamış bilim adamlarını getiren bir adam. O kadar soyutlamıştır ki kendisini, artık kendisini tanıyan çalışanlar getirip masasına bırakmasa, ne bir damla su içmek, ne de bir lokma bir şey yemek aklına gelecektir. Dünyanın tanıdığı Oktay Sinanoğlu’yla belki aynı mekanı siz de paylaştınız ama muhtemelen bunun farkında bile olmadınız.


300 yılın en genç profesörü…



Batı dünyasının son 300 yıldır çıkardığı en genç profesör olmak. Bunu Kansaslı, Washingtonlu ya da New Yorklu Coni değil, Yale Üniversitesi’nden 26 yaşında bir Türk başarıyordu. TED’in Yenişehir Lisesi’ni 1953’te birincilikle bitirdikten sonra çok istemeden de olsa yurtdışına eğitim görmeye giden Sinanoğlu bu başarısının nedenini yalnızca kendi zekasıyla açıklamıyor. Ona göre ortaokul ve liseyi o dönemde dünyadaki en iyi orta eğitimin verildiği Türkiye’de okumuş olması en önemli etken.


Resmi ekleyen



“Türkçe aldım eğitimimi, tarihi, fiziği, matematiği, kimyayı Türkçe; İngilizceyi de kendi dersinde öğrendim. Bizi devşirme olalım diye gönderdiler oralara, çok şükür olmadık. Gittiğimde derslere baktım, dedim ki ben bunları biliyorum. İnanmadılar tabi. Getirin dedim sene sonu imtihanını. 90 falan aldım. Öyle ki sene sonunda sınıfta en yüksek not 70’ti. Üniversiteyi bir buçuk senede falan bitirdim yani.”

“Dışarıda yetiştirilen sahte aydın sınıfa, hiçbir zaman kendi memleketinde işe yarayacak bir şey öğretilmemiştir. Bilimde ve teknikte yani pratik alanda kendi ülkesinde kullanabileceği bir şeyler öğretilememiştir. Öğretilenler idari ve sosyal bilimler ağırlıklıdır. Bu bilimler de ‘patron ülke’nin gerçeklerine göre okutulmuştur. Bunlar kendi memleketlerine döndüğü zaman kendi milletinin başına bela olan bir aydın sınıf haline gelirler.”

Hedef Türkiye

Yurtdışında eğitim görenlerin devşirildiğini söylüyorsunuz. Sizi onlardan farklı kılan ne oldu?



Resmi ekleyen



En önemli fark orta öğretimi Türkiye’de almam. Asıl karakteriniz orada gelişir. Benim eğitim gördüğüm dönemde Atatürk ruhu hala devam ediyordu. Herkes aşağı yukarı aynı kafadaydı. Ben Atatürk’ü görmedim ama onu ruhuyla yetişen son nesilim. Üniversiteyi bitirdikten sonra da üstüne kendim koydum. Hangi dersi istiyorsam onu aldım. Kimse bana şu dersi al, şunu alma diyemedi.

İkincisi aileden. Köklü bir aileden geliyorum. Ana tarafından atamız Karacabey, II. Murat’ın Varna Muharebesi’ni kazanmasını sağlayan başkomutandı. Baba tarafından kökenimiz Rumeli’ye, Batı Trakya’ya, Kavala ve Selanik’e uzanır. Babam 17 yaşından itibaren Atatürk’le birlikte çalışmıştır. Başkonsolos olan babama hep özel ve önemli görevler vermiş Atatürk. İki abimi de cebinden okutmuştur Atatürk.


Zaten giderken yemin etmiş Sinanoğlu: “Gideceğim ve kısmetse orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım.” Kendine verdiği bu sözü tuttu Sinanoğlu. Fizik, kimya, matematik, astrofizik, nükleer fizik, moleküler biyoloji ve kuvantum fiziği dallarında en yetkin isimlerden biri oldu. Bugün Nobel Fizik Ödülü için aday gösteren kurumun üyesi. Yani adaylar için ona danışıyorlar. Bu alanda görev yapan ilk Türk profesörü. Artık Sinanoğlu’nu tüm dünya tanıyor ve büyük saygı duyuyor. Buna benzer durumlar içinde olan pek çok Türk’ün zamanla evrensel bir figür haline gelmenin büyüsüne kapılıp, kökünü, özünü, en önemlisi milli duygularını kaybetme noktasına geldiğini görmemize rağmen, Sinanoğlu ülkesiyle, kültürüyle, milletiyle bağlarını hiçbir zaman koparmamış. “Türkçe giderse, Türkiye gider” diyerek ülkesi için en önemli mesele olduğuna inandığı konuda bir Kurtuluş Savaşı başlatmış. “Türk okullarında yabancı dille eğitim ihaneti 1953’te başladı. Bunda Amerika ve İngiltere’nin parmağı vardı. Bilim dili İngilizce diye de uyutulduk. Oysa bilim dili matematiktir.”

Sinanoğlu Türkiye’de öğretilen İngilizce’ye Tarzanca adını takmış. “Tarzanca ile bilim adamı olunsaydı, Tarzan fizikçi olurdu. Milleti Tarzanlar kalabalığına döndürdüler.” Bu sırada yan masaya oturan gençler bağıra bağıra konuşmaya başlıyor. Biraz önce daha sesiz olmalarını rica etmiştim üstelik. Konuştukları konular o kadar eften püften şeyler olunca, bu kadar yüksek sesle konuşmaları daha da anlamsız geliyor insana. Rahatsız olduğumu fark eden Sinaoğlu, “Tarzan takımı bunlar,” diyor. “Tarzan, Jane…”

Sinanoğlu’nun yabancı dille eğitim veren okullardan daha fazla hoşlanmadığı bir şey varsa o da Robert Koleji gibi, kendi tabiriyle “misyoner okulları”…


“İş, Robert Koleji’yle sınırlı kalmadı. Zamanın askeri hükümetine Boğaziçi Üniversitesi’ni kurdurdular. Robert Koleji’ni büyütmüş oldular. Ben artık Robert Koleji’ne kızmıyorum. Çünkü onu kimin kurduğu, ne olduğu belli. Boğaziçi çok daha tehlikeli. Amerikalı’dan çok Amerikancı yetiştiriyor. ODTÜ’nün de dilinin hemen Türkçe’ye çevrilmesi lazım.”




Resmi ekleyen



Foto: Uluç Özcü



Fethullah Gülen’in tüm dünyaya yayılan Türk okullarının Türkçeyi yaygınlaştırdığı söyleniyor…

Alakası yok.
Bu okulları ilk duyduğumda ben de sevinmiştim. Sonra öğrendim ki onların da eğitim dilleri İngilizce. İngilizce misyonerlerinin işi bırakın kendileri yapsın. Türkçe Olimpiyatları falan diyorlar ama, maksat göz boyamak.

Sinanoğlu, yabancı dilden bizim dilimize geçip yerleşen pek çok kelime için Türkçe kelimeler türetmiş, ya da mevcut olası karşılıklar içinden en uygununu belirlemiş. Üniversite / evrenkent, internet / örütbağ, televizyon / telegör, turizm / gezim, teknoloji / teknobilig, petrol / neft ya da taşyağ gibi. Bir bilim terimleri sözlüğü bile hazırlamış Sinanoğlu. “Atatürk de onca işi arasında geometri kitabı hazırlamış. Bugünkü kullandığımız üçgen, teğet, yatay gibi pek çok kelimeyi kendi türetmişti. “Subay” gibi orduyla ilgili bazı kelimeleri de öyle mesela. Atatürk de matematiği çok severdi, matematiksel düşünürdü. Matematiksel düşünen adam böyle yapar. Gidip başkasının yabancı kelimesini alıp kullanmaz.”

Bu söylediklerinizden sonra sormak istiyorum, adı Esquire olan bir dergiye röportaj vermek nasıl bir duygu?

Buna takılırsak hiçbir dergiye röportaj veremem, hatta televizyona da çıkamam. Türkçe adı olan kaç dergi var ki Türkiye’de? Mekanların adı farklı mı? Şu oturduğumuz yerin adı bile. Tüm bunlar ve ayrıntı varken, teferruat varken detay demek sömürge kafalı bir hale getirildiğimizin bir göstergesi.

Türkiye’nin bugünkü siyasi durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Laik ve aydın geçinen takım (içlerinde vardır belki sahicileri ama çoğu sahtedir) başörtüsü diye yaygara yapa dursunlar, memleketin toprakları verilmiş, tapuları satılmıştır. Bunu başlatan AKP’den önceki koalisyon hükümetidir. AKP de onların başladığını devam ettirmektedir. Ben millet bu yağmaya tepki gösterecek diye düşünüyordum. Ama olmadı. Toplumun iki kesimi ayrı ayrı uyutulmuş çünkü. Biri küresellik diyor, biri hoşgörü diyor. 40-45’ten beri devam ediyor bu oyun. Şimdi de “Al başörtünü, ver vatanını” siyaseti yapılıyor. AB için de böyle söylenmişti. AB’ye girersek başörtümüzü rahat rahat takarız, deniyordu. Olur mu, başörtüsünü Müslümanlara yasaklayan ilk ülke Fransa’dır.

Siyasi konularda bu kadar kesin şekilde konuşabilmenizde bilim adamlığınızın rolü var mı?

Ben toplumsal olaylara da matematiksel bakarım. Toplum kanunlarıyla, fizik kanunları birbirine tahmin edemeyeceğiniz kadar çok benzer. Filipinler’de, Tayland’da, Güney Kore’de, Güney Amerika ülkelerinde ne oluyor yıllardır takip ediyorum. Bu ülkeleri özellikle saydım. Çünkü 1960’larda bile orada olanları görürdüm ve 6 ay sonra bunlar Türkiye’de olacak derdim. Haklı çıkardım tabi. Matematiksel düşünce alışkanlığıyla bağlantısı yok gibi görünen olaylar arasında bağlantı kurmak çocuk yaştan beri mesleğimiz. Huyumuz bu.

Bugünkü noktaya gelineceğini de biliyordunuz yani.

Tabi. O zamana dek solcuların üstünden işlerini götüren küresel kraliyetçiler, 73’ten sonra muhafazakarların üstünden yürüme kararı aldılar. Ve bir anda muhafazakarlar güçlendi. Amerikan ırkçılığı, Hıristiyan yobazlığı, mezhepler bir anda arttı. Zaten yüzde doksanı kör cahil olan ABD nüfusu kim istenirse ona oy verecek duruma getirilmiştir. Türkiye de öyledir, başka biri vardır, o der ki şuna oy vereceksiniz. Herkes ona oy verir.


“Ayrıntı varken, teferruat varken ‘detay’ demek sömürge kafalı bir hale getirildiğimizin bir göstergesi.”



Küresel Kraliyetçi kalıbını hep kullanıyorsunuz. Ne demektir bu?

Bir küreselleşme kandırmacası var. Yıllardır bununla meşgul ediyorlar insanları. Ben diyorum ki çoğunluğun köle, azınlığın efendi olacağı bu sistem küreselleşme değil, küresel kraliyetçiliktir. Birileri bütün dünyaya hakim olma gayretinde. Hatta bunu başardı. Bu onların işidir.

Laiklikten kopup şeriat yoluna girileceğinden endişelenen muhalif bir kesim var. Siz işlerin o noktaya gidebileceğini öngörüyor musunuz?

Bugün olanları kimse yok laiklik elden gidiyor, din devleti kurulacak, şeriat gelecek diye yorumlamasın. Böyle bir şey kesinlikle olmaz. Çünkü bu işleri ayarlayanlar İslami bir şeriat devletinin kurulmasına asla izin vermezler. Bu lafları kullanırlar, istediklerini yaptırmak için, topraklarını, limanlarını ellerinden almak için, toplumu bölmek için… Türkiye’de misyonerlere para yardımı yapan, ev kiliselerine izin veren önce Refah, sonra AKP’dir.

Buna karşın Atatürkçü geçinen kesim şartlandırılmış saplantılarla hareket etmektedir, Atatürkçülük eşittir laiklik eşittir müslüman düşmanlığı formülüne dönüştürmüşlerdir işi. (Zamanında da böyle sahte sağ ve sahte yol yaratılmıştı) Oysa hepsi Atatürk’ün söylediği şeylerin tam tersini yapmışlardır. En başta yabancı dilde eğitim…

“Atatürkçü geçinen kesim şartlandırılmış saplantılarla hareket etmektedir, Atatürkçülük eşittir laiklik eşittir müslüman düşmanlığı formülüne dönüştürmüşlerdir işi.”



Bu kurduğunuz denklemde ordunun denge unsuru olarak yeri çok önemli olsa gerek?

Önemli görülür. 45’li yıllarda, Amerikan askerlerinin bütün Ankara’yı işgal ettiğini, yeni meclis binasının yanına bir Amerikan karargahı kurulduğunu, Balgat’da bir üs kurulduğunu ben gördüm. “Sömürge mi olduk biz?” demiştim. Ordu iyi niyetlidir, Atatürkçü olduklarına inanırlar. Ama bazen Atatürk için asıl önemli olan şeylerin tersini yaptıkları da olmuştur. Atatürk sayesinde harp sanayi kurulmuştu ufak ufak, ne oldu onlar? ABD gelir gelmez Kayseri’deki uçak fabrikasını karyola fabrikasına çevirdi, Makina Kimya’yı işe yaramaz hale getirmiştir, Kırıkkale’deki mühimmat depomuz tamamen havaya uçtu… Bu durumda ne yapsın ordu? Bak ne diyor komutan. “Amuda mı kalkayım?” diyor. Birkaç senelik görev süresince de ne yapabilir, o da ayrı bir konu tabi.


“On tane Atatürk gelse ne olacak, taban kalmadı ki.”



Bir Atatürk daha çıkması mı gerekiyor işlerin düzelmesi için?

Atatürk gelse ne yapacak. Sen üstüne düşeni yapıyor musun ki? Herkes üstüne düşeni yapsa zaten sorun kalmaz ki. Çünkü küçük küçük hatalardan gidiyor her şey. Bu durumda on tane Atatürk gelse ne olacak, taban kalmadı ki.

Atatürk’ten sonra nasıl bir süreç yaşandı da bu noktaya geldik?

İnönü zamanında Müslümanlık neredeyse yasaktı. Türk lafı da yasaktı. Rusya kızarmış falan. Atatürk’ün yerine İnönü heykelleri dikilmeye başlandı, bir. Paraların üstünden Atatürk resmi kaldırıldı İnönü resmi basıldı iki. Dün gibi gözümün önünde. Ciddi din baskısı vardı insanların üstünde. Bunlar da bana göre bir yerlerden ayarlıydı. O baskıdan bunalan halk DP’yi başa getirdi. DP her yere cami dikmeye başladı. Menderes, İslam’ın kurtarıcısı ilan edildi adeta. Ama çeşmeler kapatıldı, tüm tramvay rayları söküldü. Yabancı dille eğitim başladı. İngiltere ve Amerika parmağıyla… İstanbul’un en tarihi yerlerinden otoyollar geçirildi. Amerika’nın petrol siyasetine hazırlandı ülke. Bunlar hep kasıtlı yapıldı. İstanbul’u Bizanslaştırma işlemi o zaman başlatıldı.

Bu dönemde İstanbul’daki Osmanlı’dan kalma, hayrat çeşmelerinin devlet eliye kapatılmasını Coca Cola’nın gelişine hazırlık olarak yorumlamışsınız kitabınızda. Olaylar arasında bu şekilde ilginç bağlantılar kuran başka yazarlar komplo teorisyeni olarak adlandırıyor zaman zaman. Hiçbiri sizin kariyerinize sahip değil tabi. Yine de sizinkilerin de öyle değerlendirilmesinin önündeki engel nedir?

Sırf kariyer değil. Ben, yıllardır tüm dünyayı gezip yerinde görüyorum her şeyi. O yazanların böyle bir şansı olmuş mu? Bir de şu var, komplo varsa, teorisine gerek yoktur. Deliller meydanda, olaylar meydanda, peşpeşe gerçekleşiyorlar hem de. Aslında neler döndüğünü anlamak için biraz kafanın çalışması yeterli.

“Süreklilik içinde olanlara bakmak lazım. Yok, AKP geldi, yok şu geldi sorunu değil bu. Atatürk’ten beri olan şeyler hep aynıdır.”


11 Eylül olaylarını da böyle bir oyun olarak değerlendirebilir miyiz? Açıkçası ben de pek inanmıyorum olayın terörist saldırısı olduğuna…

Kimse inanmıyor ki. Amerika’nın cahil ve ahmak kesimi hariç kimse inanmıyor. Amerika’nın tarihini biraz bilen bu gerçeği görebilir zaten. Çıkardıkları bütün savaşlarda aynı taktiğe başvurmuştur. İspanyol harbinde kendi gemisini batırmış, İspanyollar saldırdı deyip savaş açmışlardır. Tabi, bu Amerikalılar’ın icat ettiği bir şey değil. Romalılar da fethedecekleri yerlere önce kendilerine muhalefet yapacak bir adamı yerleştirirlermiş. Ona isyan falan çıkarttırırlar sonra da orayı fethederlermiş.. Bu sistemlerde güç kendi muhaliflerini kendi kurar.

“Biz hem Osmanlı’nın devamıyız, hem Cumhuriyetiz. Bu ayrımı yapmak Türkiye’ye en büyük kötülüktür.”



Peki 12 Eylül?

Bu istikrarsızlık yaratılmasından sonraki adımdır. Önce orada burada bomba patlatırsın milleti birbirine düşürürsün, karışıklık çıkarırsın. Çok kolay, iki kişiyle olur. Sonra da bunu önlemek için o hadise gelir. 10 senede bir. Ben daha 1960’larda bunun grafiğini çizmiştim karatahtaya. 10 senede bir ihtilal olacak dedim. Onun devri geçti şimdi tabi.

Siz her zaman Osmanlı’nın devamı olduğumuza vurgu yapıyorsunuz. Aynı zamanda bir Atatürkçü olduğunuzu söylüyorsunuz. İkisi çelişmiyor mu?

Kesinlikle çelişmez. Bir kısmı Atatürk’e bir kısmı Osmanlı’ya düşman edilmiştir. Biz hem Osmanlı’nın devamıyız, hem Cumhuriyetiz. Bu ayrımı yapmak Türkiye’ye en büyük kötülüktür. Onun için köksüz, ne olduğunu bilmeyen, kendi atasına küfreden bir hale getirilmişizdir. Bugün büyük dedesi Osmanlı paşası olan ama bunu söylemeye utanan insanlar vardır. Hem Atatürk de, Osmanlı eğitiminin, siteminin, Osmanlı devlet anlayışının yetiştirdiği son adamdır ve devamıdır. Mesela Sultan Abdülhamit kötülenmektedir. Kızıl sultan denir falan. Çünkü siyonistlere İsrail’i satmamıştır. Ama Batı sömürgecilerinin coştuğu, en büyük hunharlıkları yaptığı dünyanın en belalı döneminde onun izlediği denge siyaseti sayesinde imparatorluk gücünü korumuştur. Dünyadaki ilk denizaltıyı Haliç’te yaptıran, tüneli yaptıran birine iftiralar atmanın ardında kasıt vardır. Sultan Abdülhamit 33 sene bir karış toprağı kaybetmemiştir. Atatürk gibi o da bir tarafa yamanmamıştır. Ondan sonra gelen İttihat terakki Almanlar’a yamandığı için imparatorluk elden gitmiştir. Atatürk’ün devamında gelenler de işte Amerika’ya yamanmışlardır. En başta İnönü. Onun zamanında her şeyin Amerika’ya teslim edilmesi gayet doğaldır. Çünkü Kurtuluş Savaşı’ndan önce de, İnönü Amerika mandası deyip duruyordu. Ne zaman birine yamansak bir taraflarımız gitmiştir. Atatürk’ten sonra yapılan en büyük hata sırtımızı Asya’ya dönmemizi sağlamalarına izin vermemiz olmuştur. Oysa bir ayağı her zaman Avrupa’da olan bir Asya ülkesiyiz. Medeniyetin beşiği Asya’dır. Atatürk yıllar öncesinde söylemiştir güneş yine doğudan doğacak diye. İşte Japonlar, işte Çin. Amerika şu an Çin’den aldığı borçlarla ayakta duruyor. Kimse yazıyor mu burada, orada yazıyorlar. Amerika’ya yamanmışlar bir tarafların devamlı gidiyor. Süreklilik içinde olanlara bakmak lazım. Yok, AKP geldi, yok şu geldi sorunu değil bu. Atatürk’ten beri olan şeyler hep aynıdır.

Osmanlı’ya bu olumlu bakışınız, Vahdettin için de geçerli mi?

Evet. O da son derece vatansever bir insandı bana göre.


“Bugün olanları kimse ‘laiklik elden gidiyor, din devleti kurulacak, şeriat gelecek’ diye yorumlamasın. Böyle bir şey kesinlikle olmaz. Çünkü bu işleri ayarlayanlar İslami bir şeriat devletinin kurulmasına asla izin vermezler.”



IMF için ne düşünüyorsunuz?

IMF’nin bulaştığı yer batar. IMF’yi sepetleyen yüzde 8 kalkınma hızına ulaşır. Mesela Rusya. Mesela Malezya. Sepetleyen kurtulur, takılan mahvolur.

Son soru bilimle alakalı. Labaratuvar ortamında antimadde ve karadelik üretilmeye çalışıldığı söyleniyor, hatta bunun başarıldığı. Ama boyutu ne olursa olsun böyle karadeliğin dünyanın sonunu getirebileceğine inanan çok insan var. Konunun uzmanı olarak siz ne diyorsunuz, böyle bir tehlike var mı?

Teorik olarak böyle bir şey mümkün ama fiziğin bugünkü geldiği noktada bunların şu an için başarılabileceğini sanmıyorum ben.

Bu soruyla söyleşimiz, Sinanoğlu’nun tercihiyle mülakatımız sona eriyor. Bu önemli şahsiyetle tanışıp, sohbet edebildiğim için mutlu ve gururluyum. Memnuniyetsiz olmam için de sebebim var ama. Ona, kitaplarında anlattıkları, yani benim o kitaplardan bildiklerim dışında pek bir şey söyletemedim çünkü. Biraz zaman yetmediğinden, biraz o güçlü dış kabuğu aşmayı beceremediğimden merak ettiğim çoğu noktayı öğrenememiş oldum. Onu tanımayanların ya da kitaplarını hiç okumamışların merakını giderecek, Oktay Sinanoğlu hakkında fikir sahibi olmalarını sağlayacak bir söyleşiyle yetinmek zorundayım bu seferlik.



Kaynak

Konu Hale tarafından 24 Kasım 2015 Salı - 20:53 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.

  • ilkercem bunu beğendi

#6
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu


Oktay Sinanoğlu Hayatını Kaybetti


“Türk Einstein”ı Oktay Sinanoğlu'nu Kaybettik


Resmi ekleyen



Türkiye'nin Einstein'ı olarak bilinen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ABD'de yaşamını yitirdi.


Geçtiğimiz günlerde ABD’de kaldırıldığı hastanede yoğun bakıma alınan Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu hayatını kaybetti.

Konuyla ilgili twitter hesabından açıklama yapan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Prof. Oktay Sinanoğlu’na Allah’tan rahmet diliyorum. Cenazesinin ülkemize nakli için Miami Başkonsolosluğumuz gereken işlemleri takip ediyor” dedi.


OKTAY SİNANOĞLU KİMDİR?


Babasının (Nüzhet Haşim Sinanoğlu) Türkiye Başkonsolosluğunda görev yapmakta olduğu Bari’de doğdu. 1939 yılında İtalya’da II. Dünya Savaşı’nın başlamasının ardından ailesiyle Türkiye’ye döndü.

Oktay Sinanoğlu, sonradan TED Koleji olan Ankara Yenişehir Lisesi’ne 1953 yılında burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. Okulun bursuyla Kimya Mühendisliği okumak üzere ABD’ye gitti. 1956′da ABD Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitirdi.

957′de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nü sekiz ayda bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. “Alfred Sloan” ödülünü aldı. 1959′da Kaliforniya Üniversitesi Berkeley’de kuramsal kimya doktorasını tamamladı. 1960′ta Yale Üniversitesi’nde öğretim üyesi (asistan profesör) oldu.

1960-1961 yıllarında atom ve moleküllerin çok-elektronlu kuramı ile “Doçent” oldu. 1963′te 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını bilim dünyasına kazandırarak 28 yaşında “tam profesör” unvanını aldı. 20. yüzyılda Yale Üniversitesi’nde bu sanı kazanan en genç öğretim üyesidir.

1962 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi mütevelli heyeti yalnız Oktay Sinanoğlu’na mahsus olmak üzere kendisine Danışman Profesör ünvanını verdi. Yale Üniversitesi’nde ikinci bir kürsüye daha profesör olarak atandı. 1973′de Almanya’nın en yüksek “Aleksander von Humboldt Bilim Ödülü”nü ilk kazanan kişi oldu. 1975′de Japonya’nın “Uluslararası Seçkin Bilimci Ödülü”nü kazandı; yine 1975 yılında özel kanunla Oktay Sinanoğlu’na ilk ve tek Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanı verildi. 1976′da Japonya’ya Türkiye Cumhuriyeti Özel Elçisi olarak gönderildi. Kendisi Türk-Japon kültür, bilim ve eğitim ilişkilerinin temellerini atmıştır. Amerikan Bilim ve Sanat Akademisinin ilk ve tek Türk üyesidir. Meksika hükümeti tarafından yüksek Bilim Ödülü “Elena Moshinsky” ile ödüllendirildi.

Dünyada yeni kurulmaya başlayan moleküler biyoloji dalının ilk profesörlerinden biri oldu. DNA sarmalının çözelti içinde o biçimde nasıl durduğuna açıklama getirdi. Dünyanın pek çok yerinde buluşları ve kuramları ile ilgili konferanslar verdi.

1980′li yıllarda çalışmalarını kimya biliminin basit bir şekilde öğretilmesine yönelik bir kuramsal çerçeve üzerinde yoğunlaştırdı. Ancak 1988′de yayımlanan çalışmaları akademik dünyada ilgi görmedi. 1993′te Yale Üniversitesi’ndeki profesörlük görevlerinden erken sayılabilecek bir yaşta emekliye ayrıldı. Aynı yıl Türkiye’ye dönerek Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nde profesörlüğe atandı. 2002 yılında bu görevden de emekliye ayrıldı.

Türkiye’de bulunduğu dönemde çalışmalarını daha çok Türk ulusal kimliği ve Türk diliyle ilgili milliyetçi görüşlerini yaymaya adadı. Eğitim dilinin resmi dil olması gerektiğini ve yabancı dilin takviyeli olarak öğretilmesinin gerektiğini savunmaktadır. Matematiksel yapısından dolayı Türkçe’nin en iyi bilim dili olduğunu söylemektedir.

Yaşamı boyunca Kuantum Mekaniği’ne birçok katkıda bulunmuş bir bilim adamıdır. P.A.M. Dirac’in de üzerinde uğraştığı ancak çözümleyemediği bir problemi, “Kuantum mekaniği”nde, Hilbert uzayının topolojisi ve içerdiği yüksek simetrileri çözdü[4]. Böylece Kimya bilimini bu topolojik inceleme ile sağlam bir temele oturttu.


Ünlü sanatçı Esin Afşar’ın ağabeyidir.


Oktay Sinanoğlu’nun tüm akademik çalışmaları içinde en önemli 5 kuramı şöyledir:


Many Electron Theory of Atoms and Molecules (1961) – Atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı
Solvophobic Theory (1964) – Çözgeniter kuramı
Network Theory (1974) – Kimyasal tepkime mekanizmaları kuramı
Microthermodynamics (1981) – Mikrotermodinamik
Valency Interaction Formula Theory (1983) – Değerlik kabuğu etkileşim kuramı.


Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Turkiye_ve_Dunya_ve_39_dan_Guncel_Haberler_f26/Oktay_Sinanoglu_Hayatini_Kaybetti_Turk_Einstein_t83303.html'] Oktay Sinanoğlu Hayatını Kaybetti | “Türk Einstein”ı Oktay Sinanoğlu'nu Kaybettik' target='_blank'>' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Turkiye_ve_Dunya_ve_39_dan_Guncel_Haberler_f26/Oktay_Sinanoglu_Hayatini_Kaybetti_Turk_Einstein_t83303.html'] Oktay Sinanoğlu Hayatını Kaybetti | “Türk Einstein”ı Oktay Sinanoğlu'nu Kaybettik

#7
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu


Resmi ekleyen



Amerika'da okuyup-çalışmasına rağmen Türklüğünden asla taviz vermeyen, Türkçeye sahip çıkan, Türk gençlerine yeni bakışlar, milli ufuklar açan Oktay Sinanoğlu'na Allah'tan rahmet ailesine sabır ve başsağlığı diliyoruz.


Resmi ekleyen



Kadim Dostlar ™ Yönetimi


#8
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Oktay Sinanoğlu


Resmi ekleyen



Türkçe giderse, Türkiye gider! Yabancı dille eğitim ile Türkiye gider.


Oktay Sinanoğlu



#9
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı