İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

[Felsefe] Etik Nedir? | Ahlak Bilimi – Töre Bilimi – Etik Kanunları – Etik İlkeler

- - - - -

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 4 yanıt gönderildi

#1
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.

Etik – Ahlak Bilimi



Etik veya en yalın tanımıyla töre bilimi. Etik terimi Yunanca ethos yâni "töre" sözcüğünden türemiştir. Aksiyoloji dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir.


Resmi ekleyen



Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışır. Etiğin batı geleneği zaman zaman ahlâk felsefesi olarak da anılmıştır. Türkçe ahlâk bilimi olarak da anıldığı olmuştur. Ayrıca Türkçe'de etik sözcüğü ahlâk sözcüğüyle eş anlamlı olarak da kullanılır.

Halkın kendi kendine oluşturduğu hiçbir yazılı metine dayanmayan kanunlara Etik Kanunları denir.

İnsan davranışının etiksel temelleri her sosyal bilime yansır: antropolojide bir kültürün bir diğeriyle ilişkilendirilmesinde yer alan karmaşıklıklar yüzünden, ekonomide kıt kaynakların paylaştırılmasını içerdiği için, politika biliminde (siyaset bilimi) gücün tahsisindeki rolü nedeniyle, sosyolojide grupların dinamiklerinin köklerindeki yeri itibariyle, hukukta etik yapıların ilke ve kanunsallaştırılması nedeniyle, kriminolojide etik davranışı öven etik olmayan davranışı kötüleyen hali ve psikolojide de etik olmayan davranışı tanımlayış, anlayış ve tedavi edici rolüyle mevcuttur.

Etik sosyal bilimler dışında kalan çeşitli bilim dallarına da yayılmıştır. Örneğin biyolojide biyoetik adıyla, ekolojide ise çevresel etik adıyla önemli bir yer teşkil eder.

Analitik felsefede, etik geleneksel olarak üç ana alana ayrılır: Meta-etik, normatif etik ve uygulamalı etik. Etik ve ahlak arasındaki bir farktan bahsetmek gerekir. Etik daha çok ahlak üzerinde konuşur, sorgular, tartışır, düşünür, yargılar. Ahlak yöresel, Etik ise evrenseldir. Etik, evrensel kabul gören kurallardır.


Resmi ekleyen



Tarihsel Gelişimi Ve Farklı Etik Anlayışları


Her ne kadar etik anlayışının tam olarak ne zaman başladığı bilinmese de, Dünya'nın farklı yerlerinde birçok farklı toplulukta çok eski çağlardan beri etik anlayışının var olduğu bilinmektedir. Dinler târihi, felsefe târihiyle antropolojik ve arkeolojik bulgular bunu kanıtlar nitelikte ilgiye dayalıydı. Sokrates'in etik düşüncesi bilgiye dayalı etik düşüncelerinin ilk örneklerindendir.

Platon, etik sorunlarını devlet ve toplum kavramlarıyla birlikte ele almıştır; bireysel etikten ziyade toplumsal etik üzerine yoğunlaşmıştır. Platon'un etik anlayışı da çoğu Yunan filozofu gibi soylulara, köle olmayan özgür yurttaşlara yöneliktir. Ona göre toplumun çoğunu oluşturan kitle ahlâklı olma, erdem edinme gibi yeteneklerden yoksundu. Bu nedenle bu toplumsal etikte sınıflar arasında bir ahlâksal bağ olduğu söylenemez.

Aristoteles'in etik anlayışı da yine yoğun toplumsal unsurlar barındırmış, dönemin târihsel ve toplumsal gelişmelerinden de büyük oranda etkilenmiştir. Aristoteles'in etik anlayışındaki en önemli noktalardan biri onun zoon politikon kavramıdır. Zoon politikan özgür insandır, toplumsal (sosyal) insandır. Bu, "insan" varlığının toplumsal oluşunun kabulü açısından ilk adımdı. Aslında Aristoteles de kölelerin diğer vatandaşlarla bir tutulamayacağı fikrindeydi, köleler birer cansız nesneden farksızdılar ona göre de; yine de teorik zoon politikon tanımı etiğin tarihsel gelişimi açısından önemlidir. Özünde erdem sahibi olabilme yetisine sahip insan, vasat olursa ideal etik seviyeye ulaşır. İki uç kötü davranışın ortası, vasatı, erdemdir. Örneğin kendini çok küçük görmeyle kendini çok büyük görme arasındaki orta nokta, erdemli olan durumdur.

Etik konusundaki fikirleriyle daha farklı bir anlayış ortaya çıkaran ve adından çok söz ettiren bir başka Antik Çağ filozofu da Epiküros'tur. Epiküros'un ateist etik anlayışında, insanlığın amacı hazza ulaşmaktır. Her ne kadar genelde farklı zannedilse de Epiküros'un haz kavramı bedensel hazdan öte acının yokluğudur. Mutluluk kişinin acı, ıstırap, sefalet ve elemden kurtulmuş olduğu durumdur. Acıdan kurtulmak için önerilen hayat tarzı ise sosyal yaşamdan uzak, münzevi ve sade bir hayat tarzıdır. Epiküros'un düşüncesinde insan sosyal bir varlık değildir, sosyal bağları onun doğasından gelen doğal oluşumlar değildir.

Antik Çağ'dan sonra Hristiyanlığın Batı'daki yükselişiyle kaynağı ebedi ve ilâhî olan bir etik anlayışı yükselişe geçmiştir. Bu dönemdeki en önemli etik anlayışlarından biri Aquinolu Thomas'ın etik anlayışıdır. Bu anlayışta Skolastik felsefenin etik anlayışıyla Hıristiyan ahlâk ve erdem görüşleri bir araya gelir. Akılcı bir etik anlayışı olan bu anlayışta irade konusu da irdelenir. Akla dayanan özgür bir irade fikri mevcuttur, aklî olumlu davranışlar mümkündür, kişi iyiyi seçerek mutluluğa erişme şansına sahiptir, fakat son noktada gerçek ve nihai mutluluğa ancak Tanrı'nın istemesiyle kavuşulabilir. Bundan sonra uzun bir süre etik sadece Tanrı kaynaklı görüşlere yer vermiştir.
15. yüzyıldan başlayarak bu Tanrı ve din merkezli etik anlayışından kaymalar görülmeye başlar. Örneğin Campanella'nın ütopik eseri Güneş Ülkesi dinî etikten öte etikle günlük bireysel ve sosyal davranışlar arasındaki bağlar vurgulanır. Giordano Bruno dogmatik din etiğine karşı çıkan isimlerdendir. Daha sonraki dönemlerde birçok yazar ve düşünürün eserlerinde din ve dogmadan soyutlanmış, kaynağı zaman zaman halâ ilâhî olsa da, pratikte ilâhiyattan uzaklaşmış, akla dayanan etik anlayışı tekrar yükselişe geçmiştir. Montaigne ve Charron'un çalışmalarında bunun izleri bulunabilir.

Bu dönemin sonlarında felsefî açıdan yerini genişleten İngiliz ampirik düşüncesi etik anlayışlarını da etkiler. Thomas Hobbes geleneksel etik görüşlerine aykırı, materyalist felsefesiyle uyumlu bir etik anlayışına sahiptir. Bireyin öncelikli hedefi kendi varlığını korumak ve sürdürmektir, bencillik insanın doğasında vardır, bu bireysel bencilliğin toplumun çıkarlarıyla örtüşmesi olumlu sonuçlar doğurur bu sebeple bireysel bencillikle toplumun çıkarının örtüştüğü noktalar erdemlerdir. Bireyin bencil yönelimiyle toplumun çıkarının örtüşmediği ve hatta toplumun çıkarının zarar gördüğü davranışlarsa kötü davranışlardır.

Doğu felsefelerindeki erdem ve ahlâk anlayışına benzer unsurlar taşıyan bir etik anlayışı da ünlü filozof Spinoza tarafından ortaya atılmıştır. Bu anlayışta kişi doğal durumunda tutkularının esiridir, aklının yardımıyla bu esaretten kurtulabilir. Bu sebeple aklî davranmakla ahlâkî davranmak aslında aynıdır. Bilgi vurgusu taşıyan bir etik fikrine sahip olmuş bir başka ünlü filozof John Locke'dir. Ampirik felsefesinden hareketle ahlâkî olguların da deneyimlerin ürünü olduğunu ortaya koymuştur.

Bir diğer ünlü filozof Kant ise etiği davranış, eylem ve tutkuların bulunduğu düzlemde değil fenomenlerin ötesindeki düzlemde tanımlar. Kant'ın etik üzerine tanınmış eserleri bulunur; Pratik Aklın Eleştirisi ve Töreler Metafiziği gibi. Alman filozof Feuerbach ise materyalist bir etik anlayışı ortaya koyar. Hümanist vurgular da taşıyan bu anlayışta birey yaşayışı ve ilerlemesi için diğer birey(ler)le ilişkiye girmek zorundadır ve bu (sosyal) ilişkiyle ahlâk oluşur. Sosyal ilişkilerin olduğu her durumda ahlâk da olur. Feuerbach'ın felsefî bencillik tanımı bu etik düşünceye farklı bir açı da katar; bireyin mutluluğu için çabalamasını bencillik olarak kabul etmez ve bireyle genelin çıkarlarının uyumunu garanti edecek genel bir sevgiyi tanımlar.

Alman filozof Schopenhauer ise çok daha karamsar bir etik görüşünü benimsemiştir. Varolmanın, yaşamanın acıdan ibaret olduğunu savunur; insan istemlerinin esiridir. Bu etik görüşü çeşitli Doğu felsefelerine ve etik görüşlerine büyük benzerlik taşır. Bu etik anlayışından çok daha farklı ve genel düşünceye karşı devrim niteliği taşıyan etik anlayışı ise ünlü Alman filozof Nietzsche'nin etik anlayışıdır. Felsefesindeki güç kavramı üzerin inşa ettiği etik anlayışında, çoğu etik anlayışında erdem olarak nitelenen birçok davranış güçsüz ve dolayısıyla da olumsuz olarak nitelendirilmiştir. Nietzsche'nin üstün insanı birçok etik anlayışta ahlâkî olarak tanımlanabilecek şekilde değildir. Nietzsche'nin ortaya koyduğu ahlâk ve erdem, geleneksel ahlâkî standartların, iyiyle kötünün ötesindedir. İyi bireyin gücüne güç katan şey, kötü ise onu güçsüz kılan şeydir. Kısacası Nietzsche'nin etik anlayışı ortaya attığı güç kavramı temellidir.


Resmi ekleyen



Uygulamalı Etik


Uygulamalı etiğin bir şekli, normatif etik teorilerinin belirli (spesifik) tartışmalı meselelere uygulanmasıdır. Bu durumlarda, etikçi savunulabilir bir teorik yapı benimser ve sonra teoriyi uygulayarak normatif tavsiyeler türetir.

Fakat, çoğu kişiler ve durumlar, özellikle de geleneksel dindarlar ve hukukçular, bu yaklaşımı ya kabul edilmiş dînî doktrine karşı bulur ya da var olan yasa ve mahkeme kararlarına uymadığı için uygulanamaz ve pratikten yoksun bulurlar. Bunun dışında uygulamalı etikte kullanılan farklı yöntem ve yaklaşımlar da vardır. Bu yöntem ve yaklaşımlara safsatalar (veya safsatacılık) örnek olarak verilebilir.
Her ne kadar uygulamaları etikte incelenen soruların çoğu kamu politikasını içerse ve doğrudan kamusallaşmış uygulama ve olaylara dâir olsa da, uygulamalı etik başlığı altında farklı sorularda incelenebilir.

Örnek vermek gerekirse: "Yalan söylemek her zaman yanlış mıdır? Eğer değilse, hangi zamanlarda izin verilebilirdir (caiz)?" Bu tip etik hükümleri oluşturmak her türlü normdan önceliklidir.

Uygulamalı etiğin farklı uzmanlıklardaki etik sorunları inceleyen bazı alt dalları (disiplin) mevcuttur, örneğin: iş etiği, tıbbi etik, mühendislik etiği ve yasal etik gibi. Her alt bu uzmanlıkların etik kuralları içerisinde ortaya çıkan yaygın meseleleri karakterize eder ve bunların kamuya olan sorumluluklarını tanımlar.


• Kürtaj, yasal ve ahlâkî meseleler
• Hayvan hakları
• Biyoetik
• İş etiği
• Kriminal adalet
• Çevresel etik
• Feminizm
• Eşcinsel hakları
• İnsan hakları
• Gazetecilik etiği
• Tıbbi etik
• Faydacı etik
• Faydacı biyoetik


Dinî Etik


Dinî etik, gerek uygulamalı etik gerekse (genel) geleneksel dinî etik başlığı altında incelenebilen bir etik perspektifi ve anlayışıdır. Bu tutumda, etiğin temelleri dinîdir. Dinlerdeki ahlâk kavramının çeşitliliği ve dinlerin çeşitliliği yüzünden, dinî etik kavramı da ayrıntılar açısından farklılık ve çeşitlilik gösterir.


Erdemler Etiği


Erdemler etiği insanın nasıl birisi olması gerektiğini söylemeye çalışır. Erdemler etiği ilk olarak Eski Yunan'da ortaya çıkmıştır. Plato'nun Symposium'unda insanların sahip olması gereken dört erdem olarak Basiret, Adalet, Cesaret ve İtidal gösterilmiştir. Aristo erdemleri ahlâkî ve aklî olarak ikiye ayırmıştır. Dokuz aklî erdemin en üstünde sophia yani teorik hikmet ve phronesis yani pratik hikmet gelmektedir. Aristo da ahlâkî erdemler olarak basiret, adalet, cesaret ve itidali verir. Aristo'ya göre her ahlâkî erdem her iki uçtaki kusurun ortalamasıdır. Örneğin cesaret erdemi, korkaklık ve deli cesareti gibi kusurların ortasında yer alır.


Bakınız,
http://www.kadimdostlar.com/Tarihte_Bugun_Onemli_Gunler_ve_Haftalar_f170/Etik_Gunu_25_Mayis_Etik_Gunu_Tarihcesi_Etik_Gunu_t75945.html'] Etik Günü - 25 Mayıs | Etik Günü Tarihçesi- Etik Günü İle İlgili Şiirler - Etik Günü İle İlgili Güzel Sözler - Kamu Görevlileri Etik Sözleşmesi... ' target='_blank'>' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Tarihte_Bugun_Onemli_Gunler_ve_Haftalar_f170/Etik_Gunu_25_Mayis_Etik_Gunu_Tarihcesi_Etik_Gunu_t75945.html'] Etik Günü - 25 Mayıs | Etik Günü Tarihçesi- Etik Günü İle İlgili Şiirler - Etik Günü İle İlgili Güzel Sözler - Kamu Görevlileri Etik Sözleşmesi...

http://www.kadimdostlar.com/Meslek_Tanitimlari_Meslek_Secim_Rehberi_f175/Mesleki_Etik_Nedir_Mesleki_Etik_ilkeleri_is_Hay_t80041.html'] Mesleki Etik Nedir? | Mesleki Etik İlkeleri - İş Hayatında Etik İlkeler' target='_blank'>' class='bbc_url' title=''>http://www.kadimdostlar.com/Meslek_Tanitimlari_Meslek_Secim_Rehberi_f175/Mesleki_Etik_Nedir_Mesleki_Etik_ilkeleri_is_Hay_t80041.html'] Mesleki Etik Nedir? | Mesleki Etik İlkeleri - İş Hayatında Etik İlkeler

Konu Hale tarafından 30 Temmuz 2015 Perşembe - 06:14 tarih ve saatinde düzenlenmiştir
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.


#2
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Etik – Ahlak Bilimi


Etik kelimesi köken olarak Eski Yunan'a kadar gider derler. Ahlak, ahlakla ilgili demektir ama aralarında farklar vardır. ''Ahlak bilmi'' de denir ama ''Etik Bilmi''de vardır.

Etik Sözlük Anlamı : Çeşitli meslek kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü. TDK Sözlük


#3
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Etik – Ahlak Bilimi



“Etik”

Kavramsal Bir Değerlendirme

Kurtul Gülenç



20. yüzyılın ilk yarısı etik sorunların, siyasal ve ekonomik sorunların gölgesinde kaldığı bir dönem oldu. Hatta, “etik”, on yıl öncesine kadar, ülkemizde pek bilinen ve kullanılan bir sözcük değildi. Sözcüğün, ülkemizde, son on yılda bu kadar yaygınlaşmasının ve duyulmasının nedenleri; dünyada yaşanan ve ne yazık ki hala yaşanmakta olan savaşların derinden hissedilen etkileri, bu etkilere bağlı olarak ortaya çıkan birtakım siyasal açmazlar ve sorunlar, siyaset adamlarının verdikleri sözleri çabucak unutmaları, çevre sorunları, tıp alanındaki ciddi gelişmelerin yaratmış olduğu tartışmalar, gen teknolojisindeki yeni gelişmeler ve basın yayın kuruluşlarında yaşanan kimi etik sorunlardır.

Etik sorunların bu kadar çok gündemde oluşunun ve “etik” sözcüğünün geçmişe oranla daha sık kullanımının felsefeciler açısından olumlu bir gelişme olduğu açık. Fakat bu olumluluğun beraberinde getirmiş olduğu felsefecilerin uğraş vermeleri gereken önemli bir çalışma alanı daha var: “Etik” kavramının kullanımından kaynaklanan kimi sorunların yaratmış olduğu karmaşa. Yukarıda saydığımız sorunlara ilişkin tartışmalarda “etik” sözcüğü kadar “ahlak” sözcüğünün de geçtiğini, bu iki sözcüğün neredeyse anlamdaş görülerek birbirinin yerine kullanıldığını görüyoruz. Ama “ahlak” sözcüğünün farklı bağlamlarda kullanılışlarına dikkat edilirse, onu “etik”ten ayırmak yerinde ve şarttır. Bu noktada, bu iki sözcük arasındaki sınır kavramsal bir analiz yapılarak çizilmeli ve felsefenin bir dalı olan “etik”, “ahlak” sözcüğünden ayrıştırılmalıdır çünkü kavramsal analiz tamamlanmadan tartışılan bu sorunların ne yazık ki felsefi temelleri de eksik kalacaktır.

Etik, felsefenin en eski ve en temel disiplinlerinden birisidir. Etik soru ve sorunlar, felsefenin başangıcından bu yana filozofları en çok meşgul eden soru ve sorunlar arasında yer almıştır ve günümüzde hala bu sorular ontolojik önem açısından yerlerini korumaktadır. Filozofların etiğe olan ilgisinin derecesinde zaman zaman değişiklikler olsa da etik sorunlar hep felsefe sorunları içinde önemli bir yer tutmuştur. Değişen tarihsel ve toplumsal koşullarla birlikte, yeni kimi etik sorunların ortaya çıkmasının sonucu olarak, kimi yeni etik sorular da ortaya atılmış, fakat insanın yapısında temelini bulan ana sorular Antikçağ’dan günümüze sorulagelmiş; bu sorulara filozoflarca çeşitli yanıtlar verilmiştir.

Her ne kadar, etik ahlak felsefesi olarak felsefe literatüründe yer almış olsa da, bu iki sözcük arasındaki (etik ve ahlak) kimi karışıklıkları önlemek açısından bu iki sözcüğü birbirinden ayırmak yerinde bir çabadır çünkü ahlak sözcüğü günümüzde farklı bağlamlarda ve farklı değer yargı sistemlerini nitelemek için de kullanılmaktadır. Harald Delius, etik-ahlak kavramları arasındaki ayrım hakkında şunları söylemektedir: “Moral (ahlak) ve etik sözcükleri arasında günlük dildeki çok anlamlılık, geçişlilik ve kaypaklığa rağmen, iki sözcüğü birbirinden ayırmak konusunda ufak da olsa bir ölçütümüz vardır. Ahlak’ın olgusal ve tarihsel olarak yaşanan bir şey olmasına karşılık, etik bu olguya yönelen felsefe disiplininin adıdır. Bu nedenle, günlük dilde alışkanlıkla bir ahlaksal problemden söz edildiğinde, aslında bunu etik’e ait bir problem, bir etik problemi olarak anlamak gerekir” (Delius 1997, s. 336). Nicolai Hartmann da bu iki sözcük arasındaki ayrımı ortaya koymaya çalışırken, morallerin çokluğuna karşılık etiğin tekliğinden söz eder. Bununla kastettiği bir felsefe disiplini olarak etiğin tekliğidir ve bu disiplinin görevi, herhangi türde bir moral (ahlak) geliştirmek ve bu ahlaka uyulmasını öğütlemek değil; tersine ahlaksal bağıntıları tartışmak ve onların niteliği üzerine görüş belirtmektir (Delius 1997, s. 336).

Sözcüklere etimolojik açıdan yaklaştığımızda ise, işler daha da karışmaktadır. Etik eski Yunanca ethos sözcüğünden, moral ise Latince mos sözcüğünden gelmektedir. Her iki sözcük de gelenek, görenek ve alışkanlık anlamlarında kullanılmaktadır. ‘Moral’in karşılığı olarak bizim kullandığımız ‘ahlak’ sözcüğü de Arapça ‘hulk’ kökünden gelmekte, bu sözcük de yine gelenek, görenek, alışkanlık, vb. anlamlarına gelmektedir. Bu nedenle etimolojik olarak bakıldığında bu sözcükler arasında bir anlam farkı yoktur. Ama sözcüklerin kullanım bağlamlarına bakıldığında, onların farklı şeyleri nitelemek için kullanıldığını görürüz. O halde, cevaplanması gereken soru kullanılan ahlak sözcüğünün hangi bağlamlarda etik sözcüğü ile örtüşmediğidir. Ahlak sözcüğünün temelde felsefenin bir dalı olan etikten ayrıldığı iki ayrı anlamda kullanımı vardır. Bu kullanışların ilki, kişiler arası ilişkilerde davranışlara ilişkin geçerli (bir grupta, belirli bir zamanda ya da genel olarak geçerli olan, olması istenen) çeşitli değer yargıları sistemleri anlamında, ikincisi ise belirli bir ahlaktan bağımsız olarak ahlaklılık anlamında kullanılmaktadır (Tepe 1998, s. 12). Özellikle bunlardan ilkinin etik sözcüğünden kesinlikle ayrıştırılması gerekmektedir. Şimdi ahlak sözcüğünün etikten ayrıştırılması gereken bu iki anlamını biraz daha açalım.

Örneğin “ahlak bozuldu” diyenlerin, “ahlaka aykırı yayınlardan”, “milli ahlak”tan, söz edenlerin, bu bağlamlarda kullandıkları “ahlak” ile kastettikleri hep “insanlararası ilişkilerde kişilerin uymaları beklenen –talep edilen– davranışlardır. Yapılması-yapılmaması gereken, izin verilen-verilmeyen; teşvik edilen-yasaklanan davranışlardır; başka bir deyişle belirli bir grupta ya da genel olarak iyi sayılan-kötü sayılan davranışlardır (Tepe 1998, s. 12). Bu ‘sayılan’ davranışlar çeşitli değer yargıları sistemlerini bize yansıtırlar. Bu genel değer yargıları ise, kişilerin belirli koşullarda başka insanlarla ilişkilerinde yaptıklarının; her biri tek-eşsiz ve karmaşık bir bütün olan eylemlerimizin değeri konusunda yargıda bulunmak için kullanılmaktadır (Kuçuradi 1994, ss. 20-21). Ahlaktan, genellikle yapıldığı gibi, davranışlara ilişkin belirli bir yerde ve zamanda geçerli olan değer yargıları sistemleri anlaşıldığında, farklı gruplarda farklı değer yargılarının ya da aynı grupta farklı zamanlarda farklı değer yargılarının olması; böylece aynı eylemin, farklı ahlaklar tarafından farklı biçimlerde değerlendirilmesi, birisinin iyi dediği bir eyleme ya da duruma bir diğerinin kötü demesi çok doğaldır (Tepe 1998, s. 13). Bunun sonucu olarak da ahlakın, - ama bu arada etik bu anlamda ahlakla eş anlamı görüldüğünde – etiğin de göreli olduğundan söz edilebilir. Ahlakın bu anlamı, etikten kesinlikle ayrılması gereken bu anlamı, birincil olandır.

Ahlak sözcüğü zaman zaman ikinci bir anlamda ‘ahlaklılık’ anlamında da kullanılmaktadır. Bu anlamda ahlak ya da ahlaklılık, “insanlara, insan olarak eşit muamele yapmak gerekir”, “sözünde durmak gerekir”, “ırk, dil, din ayrımı yapmamak gerekir”, “işkence yapmamak gerekir” gibi doğrudan ya da dolaylı olarak “insanın değeri”nden”, “insanın değerinin bilgisi”nden çıkarılan ilkelerin dile getirdiği şeydir. Bu ilkelerin bize söylediği aslında şudur: bir insan başka insanlarla ilişkilerinde o ilkenin talep ettiği şekilde davranırsa, insanın yapısal olanaklarının gerçekleşebilmesini engellememe olasılığı artar (Tepe 1998, s. 13). Başka bir deyişle, insan, ilgili ilkenin dile getirdiği gibi ve ilkenin ölçülerine uygun bir şekilde davranmalıdır. Eğer davranırsa, insan olma değerine zarar verme olasılığı çok azalır (Kuçuradi 1994, ss. 29-30). Önemli olan insan tarafından eylem sırasında doğru değerlendirmenin yapılıp yapılmadığı değil, ilkeye uygun davranılıp davranılmadığıdır.

Ahlakın bu anlamında görülmektedir ki, ilk anlamında olduğunun aksine ahlakın dolayısıyla etiğin göreli bir noktaya düşmesi engellenmeye çalışılmaktadır. Dolaylı veya doğrudan insanın değerinin bilgisinden türetilen ilkeler bellidir. Önemli olan bu ilkelere uygun eylemler içinde bulunmaktır. Fakat zaman zaman, bu ilkelere uymak insanın değerine zarar da verebilmektedir. Örneğin bir doktor düşünelim. Bu doktor hiçbir değerlendirme yapmadan, ahlakın ikinci anlamı ışığında, ilkelere uygun olarak eylemde bulunuyor. Doktorun önüne bir kuduz hastası geliyor. Fakat, hasta için çok geç kalınmış, yani hasta kudurarak ölecek. İlke doktora diyor ki, insanın yaşama hakkı en yüce hak, hastayı ne olursa olsun yaşatacaksın! Bu durumda, değerlendirme yap(a)mayan doktor, insanın değerine zarar vermek istemediği için bu ilkeye uyar ve hasta insanın değerine zarar verecek bir biçimde kudurarak yaşamını yitirir. Bu örnek göstermektedir ki, “insanın değerinin bilgisi”nden türetilmiş olsalar da hazır ilkeler ve normlarla değerlendirmelerde bulunmak, bu normların etkisiyle eylemek, eylemde bulunan kişiyi her zaman olmasa da çıkmazlarla karşı karşıya bırakabilmektedir. Kişi ikisi de aynı türden olan iki normdan birisini seçmek zorunda kaldığında ne yapacağını belirlemekte çaresiz kalmaktadır.

Bu nedenle normlar ortaya koymak, ortaya konulan normları meşrulaştırmak, ya da onları temellendirmek, günümüzde sıkça yapıldığı gibi, etikle özdeşleştirilse de, etiğin görevi değildir. Sorun şudur ki; normlarla yapılan değerlendirmeler ezbere değerlendirmeler olacak, değerlendirilen şeyin “değer”i havada kalacaktır. Fakat geldiğimiz bu aşamada yanlış anlaşılmaması için, vurgulamak gerekir ki, elbette ilk anlamda kullanılan ahlak ile ikinci anlamda kullanılan ahlak arasında ontolojik olarak bir fark mutlaka vardır. Bu fark da “belirli bir ahlak”tan çıkarılan göreli normlarla “insanın değerinden” ve “insanın değerinin bilgisinden” türetilen normlar arasındaki farktır. Ama ne olursa olsun, norm getirmek ve norm üretmek felsefenin temel disiplinlerinden olan etiğin görevi değildir. Etiğin olsa olsa normların temellendirilmesiyle ilgisi olabilir. Bu da etiğin felsefenin diğer temel alanlarından olan ontoloji ve epistemoloji ile kurduğu-kuracağı bağ ile mümkündür. Etik, insana ilişkin etik sorunlarla ilgili doğrulanabilir-yanlışlanabilir bilgiler ortaya koyan ya da en azından koyması beklenen bir felsefe disiplinidir; yapılması gerekeni söyleyen ya da normlar koyan bir etkinlik değildir (Tepe 1998, s. 14). Ama ne yazık ki, etiğin norm koyan veya koyması gereken bir felsefi alan olduğu fikri günümüzde yaygın bir anlayıştır. Etiğin kullanımına baktığımızda, günümüzde etikle çok uğraşılmakla birlikte, etiğe bakış bu bağlamda pek değişmemiştir. Etik bir normlar alanı olarak görülmekte ve ondan, bize yaşarken ne yapmamız gerektiğini söylemesi beklenmektedir. Etik’in bize bir eylem reçetesi sunması istenmektedir. Ancak etiğin, bizim eylemlerimizi belirlemek ve bize ne yapmamız gerektiğini söylemek gibi ahlaksal bir işlevi ve görevi yoktur. Kaldı ki, böyle bir işlev etiğe yüklense bile, etik bilgisiyle donatılmış bir kişinin her zaman gerekeni ve değerli olanı yapan bir kişi olacağı söylenemez.

Sonuç olarak, tarihsel ve kültürel bir varlık olan insan, sağlam bir şekilde bütünlüklü moralitelerin yalnızca tek birinin değil, fakat bir çoğunun bıraktığı mirasla yaşamaktadır. “Yaşam, tek bütüncül bir ahlakın içine sığmayacak, sığdırılamayacak kadar geniştir. Tarih de tek bir ahlakla açıklanamayacak kadar zengindir. Aristotelesçilik, ilkel Hristiyan saflığı, aristokratik tüketim, demokrasi ve sosyalizm gelenekleri, tüm bunlar bizim moral vokabullerimiz üzerinde izlerini bırakmışlardır. Bu moralitelerin her biri içerisinde, önerilen amaç veya amaçlar, bir kurallar kümesi, bir erdemler listesi vardır. Fakat söz konusu amaçlar, değerlerin değerlendirilmesi ve erdemler farklı farklıdır” (MacIntyre 1998, s. 15). Alasdair MacIntyre’ın Ethik’in Kısa Tarihi “Homerik Çağdan Yirminci Yüzyıla” isimli kitabında yazmış olduğu bu cümleler de morallerin çokluğunu ve kuralların farklılığını vurgulamaktadır. Etik’in yapması gereken bu zengin mirasın içindeki ahlaksal bağıntıların, ilişki türlerinin niteliğini tartışmak, bunları açıklamak ve değerlendirmektir.



Kaynak

#4
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Etik – Ahlak Bilimi



Etik Tanımı


Tarihsel süreç içerisinde etik kavramının birçok tanımı yapılmıştır. Sözlük anlamı olarak etik; töre bilimi, ahlak bilimi, ahlaki, ahlakla ilgili olarak tanımlanmaktadır Etik, ahlaki olanın özünü ve temellerini araştıran bilim, insan davranışları ile ilgili problemleri inceleyen felsefe dalı olarak tanımlanmaktadır.

Etik, ahlak felsefesidir. Etik, insanın bütün davranış ve eylemlerinin temelini araştırır. Günümüzde etik kavramı, daha çok iş hayatı içersindeki davranış biçimlerini irdeleyen, düzenleyen bir disiplin olarak görülmektedir.

Ahlak kavramı ise, kişilerin sosyal yaşam içerisindeki ilişkilerini düzenleyen bir disiplin olarak görülmektedir.

Etik ile ahlak kelimeleri, bazı felsefeciler tarafından farklı anlamlar içeren kavramlar olarak görülmekte, bazı felsefeciler ise buna karşı çıkmaktadırlar. Aristotales, etiği kuramsal felsefeden ayırarak kendi başına bir felsefe alanı olarak ele alan ilk filozoftur.

Etik, pratik felsefenin bir bölümü olarak insan eylemleri ve onların ürünlerini konu alır.

Etik sözcüğünün iki farklı kullanımı vardır. İlk kullanımı; alışkanlık töre ve gelenek anlamlarını taşır. İkinci kullanımı ise (genel kullanımı budur), eylemde bulunan ve davranan kişi, aktarılan eylem kurallarını ve değer ölçülerini sorgulamadan uygulamayıp; aksine kavrayarak ve üzerinde düşünerek talep edilen iyiyi gerçekleştirmek için onları alışkanlığa dönüştüren kişidir. Alışkanlık, töre ve gelenek böylelikle karakter anlamını da almakta, erdemli olmanın temel tavrı olarak pekişmektedir. Etik her şeyden önce istenilecek bir yaşamın araştırılması ve anlaşılmasıdır. Daha geniş bir bakış açısı ile, bütün etkinlik ve amaçların yerli yerine konulması neyin yapılacağı ya da yapılamayacağının; neyin isteneceği ya da istenmeyeceğinin; neye sahip olunacağı ya da olunamayacağının bilinmesidir.

Etik; insanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan araştıran bir felsefe dalıdır.


Etik Kuralları


M.Ö. 4.yy. da zamanın en büyük filozofu olan Aristotales iyi, erdem, özgürlük, mutluluk gibi sözcükleri kavram yapısına kavuşturduğu için ETİK’in kurucusu sayılır. Etik neyin yapılması gerektiğini, hangi eylemin iyi olduğunu, neyin yaşama anlam kazandırdığını gösterir.

Özetle; etik, ahlak fenomeni üzerine derinliğine düşünme, yani felsefe yapmadır. Birtakım kuralları normları “normatif etik” ortaya koyar. İyi davranışlarda bulunabilmek iyi işler yapabilmek için eylemlerimizi uydurduğumuz kurallara da “uygulamalı (pratik) etik” denilmektedir.

Etiğin kaynağını ve temelini araştıran da “kuramsal (teorik) etik” tir. Pratik ve teorik etik karşılıklı etkilerle birbirine bağlı olduğundan Etiği birbirinden ayırmak yerine, bir bütün olarak ele almak doğrudur. Buna karşılık iyi ve kötü, kişilere, toplumlara ve çağlara göre değişmektedir. Toplumsal yapı içinde yer alan öznelerin çeşitli büyüklüklerde ve çeşitli sosyal çevrim içindeki ilişkilerinde eğer bir sosyal davranış kuralı konuyor ve ona uyulması genel bir kabule ulaşıyorsa, bu davranış kuralı bir sosyal davranış ilkesi ve kuralıdır. Eğer bu sosyal davranış kuralı bir olgu olmaktan öte bir ideal niteliği taşıyorsa, herkesin özlediği veya ulaşmayı istediği bir kural niteliği kazanıyorsa, o zaman bu toplumsal yapı kuralı etik niteliğine kavuşmaktadır.

Etik kavramı daha çok özel gruplar için geliştirilmiş belirli davranış, kural ve normları içerir. Etiğin kökenleri arasında hem kendi isteklerimiz, kendi beklentilerimiz, kendi doyumumuz yer alacak, hem de toplumun “iyi-doğru-uygun” buldukları önem taşıyacaktır.

Toplumsal kurumların değer yargıları da “etiğin toplumsal kökenleri”ni temsil eder. Bu anlamda aile, avukatlık, din, okul, iş, komşuluk, ticaret, insanlık, meslek, siyaset, hekimlik, medya, basın, sermaye piyasasının(vb. kurumların) etik kurallarından, etik anlayışından söz eder. Bir eylem değerlendirilirken ilk basamak, onun ahlaki değerlerle çelişip çelişmediğidir. Dolayısı ile bir insandan öncelikli beklenen, etik kurallara uymasıdır. Çünkü topluluk içinde yaşayan insanın, diğer insanlara tüm topluma bu kurallara uymayı daha baştan taahhüt etmesi söz konusudur.

Bir toplumun üyesi olmanın ilk koşulu, var olan ahlaki çerçeveyi kabul etmektir. Etik, toplumun bakış açısını dikkate alarak bireylerin uygun olmayan davranışlarını belirler. Etik ilkeler yıllarca süren tartışmalar sonunda ortaya çıkar. Yasal düzenlemeler genellikle etik tartışmalardan sonra gerçekleşir. Yani belli konuya ilişkin etik tartışmalar başlayıp, dikkatler bu konu üzerinde odaklaştıktan sonra, etik sorunlara yol açan konuların çözümünü sağlayan yasalar düzenlenir.

Toplumsal yaşam içerisinde kişilerin topluma, toplumun da kişilere karşı uyması gereken birtakım ahlaki kurallar vardır. Bu kurallar genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir. Toplumun bütün üyelerine saygılı olmak, farklı kültürlere ve düşüncelere karşı hoşgörü, kişilerin eşitliğinin kabul edilmesi, kaynakların adil olarak dağıtılması vb.

Ortak etik kurallar (değerler):

• Doğruluk, dürüstlük
• Güvenilir olma
• Sadakat
• Adalet
• Başkalarına yardım etme
• Başkalarına saygı gösterme
• Vatandaşlık sorumluluğuna sahip olma
• Yalan söylememe
• Başkasının hakkını yememe
• Karşısındakinin güç durumundan yararlanmama
• Acısı olanın acısını paylaşma
• Dayanışma
• Bireylerin eşitliğinin kabul edilmesi
• Kaynakların adil dağıtılması
• Mükemmeliyeti arama vb.


#5
Hale

Hale

    Hayat nefeslerle sınırlı, sevgilerle sonsuzdur.

  • Yönetici
  • 49.690 İleti
  • Gender:Female
  • Location:İstanbul
  • Interests:Mustafa Kemal ATATÜRK, Türk Tarihi, Türk Dili, Türk Edebiyatı, Türk Kültürü.
Resim Linkleri Düzenlenmiştir.




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı