İçeriğe git

Welcome to Kadim Dostlar ™ Forum
Register now to gain access to all of our features. Once registered and logged in, you will be able to create topics, post replies to existing threads, give reputation to your fellow members, get your own private messenger, post status updates, manage your profile and so much more. This message will be removed once you have signed in.
Login to Account Create an Account
Resim

Nahl 43 Ve Nisa 59. Ayetleri Nasıl Anlamalıyız? | Kur’an ı Anlamak İçin, Güvenecek Beşer Aramak Yerine, En Güvenli Kur’an dan Bizler, Bizzat Öğrenmeye Çalışmalıyız

- - - - - Nisa Nahl Haluk Gümüştabak Kuran

  • Yanıtlamak için lütfen giriş yapın
Bu konuya 2 yanıt gönderildi

#1
halukgta

halukgta

    KD ™ Arkadaş

  • Dost
  • 74 İleti
  • Facebook:https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
  • Gender:Male

                                                         

NAHL 43 VE NİSA 59. AYETLERİ NASIL ANLAMALIYIZ.

 

Bu yazımda sizleri, düşünmeye davet etmek istediğim, Nahl suresi 43. ve Nisa 59. ayetler olacaktır. Dini nefislerinde şekillendirenler, batıl inançlarına kanıt arayanlar, bu ayetlerde geçen bir cümleye, kelimeye ayette bahsedilmeyen, Kur’an ın asla onaylamayacağı farklı anlamlar vererek, batıl inançlarına delil yapma çabası içine girmişlerdir.  Önce ilk ayeti, farklı meallerden yazalım ki doğru anlayabilelim.
 
Nahl 43: Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. EĞER BİLMİYORSANIZ İLİM SAHİPLERİNE SORUN.( Bilmiyorsanız Kitap ehline sorun.)  (Diyanet meali)
 
Nahl 43: (Ey Peygamber!) Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. EĞER BUNU BİLMİYORSANIZ(EHLİ ZİKRE) TEVRAT VE İNCİL ÂLİMLERİNE SORUN. ( Elmalı Hamdi meali)
 
Nahl 43: Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. EĞER BİLMİYORSANIZ, ZİKİR/KUR'AN EHLİNE SORUN. (Yaşar Nuri Öztürk meali)
 
BU AYET KUR’AN I ANLAYABİLMEMİZ İÇİN ÂLİM, ULEMA, VELİ KİŞİLERE MUTLAKA SORULMASI, DANIŞILMASININ GEREKTİĞİNE, DELİL OLARAK GÖSTERMEKTEDİRLER. Tıpkı Kur’an a inandığımız gibi, bu bilgilerinde doğruluğuna inanmamız sizce doğrumu? ALLAH BEN SİZLERE KUR’AN I ANLATAMIYORSAM, BENİM SÖZLERİMDEN ANLAYAMIYORSANIZ, SİZE KUR’AN I ANLATAN İLİM SAHİPLERİNDEN BİLGİ ALIN, ÖĞRENİN DEMİŞ OLACAĞINA NASIL İNANIRIZ. Allah anlayamayacağımız hükümler gönderip, daha sonrada bizleri birilerine muhtaç kılar mı sizce? 
 
Hani emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin diyordu Rabbimiz. Yemin ederek anlayabilmemiz için kolaylaştırdığını söylediği kitabı, Rabbimiz bizlere açıklayamadı da HÂŞÂ, bunu birilerinin başarabileceğini mi söylüyoruz ve buna inanıyoruz. İşte mezheplerin kavgaları bu düşünceden çıkıyor. Senin mezhep imamın kâfir, benim ki en doğrusu zihniyeti dini bölüyor. Kur’an güvenilecek, yardım istenecek yalnız Allah tır der. Sarılacağımız kitabında, yalnız Kur’an olduğunu apaçık belirtir bizlere. 
 
Kur’an kişi odaklı, din inancını yasaklar. Çünkü imtihan olmanın özüne aykırıdır da ondan. Hatta ne der, sakın din ve inancınız adına VELİLERİN ARDINA DÜŞMEYİN. Bir ayetinde de, güvenilecek yardım istenecek yalnız Allah dır der. Velilere, şeyhlere, efendilere güvenmeden İslam ı Kur’an dan yaşamamızı isteyen Allah, acaba güvenilecek kişiler bulup da, İslam ı yaşamamızı, onlardan öğrenmemizi ister mi bizlerden?
 
Eğer Kur’an ı anlamadığınızda, bilenlere sorun demiş olsaydı, ya da biz böyle bir anlam çıkartırsak, bu ayet diğer ayetlerle çelişirdi. Çünkü Allah ayetler için kolaylaştırılmış, nice örneklerle açıklanmış izah edilmiştir diyor. Bunun içinde birçok kez yemin ediyor Kur’an da. YANİ KUR'AN, ÖĞRETİCİ BİR ÖĞRETMENDİR AYNI ZAMANDA, ONUN İÇİN EŞİ BENZERİ YOKTUR. Allah bizlere meydan okuyor ve diyor ki, HAYDİ BİR BENZERİNİ GETİRİN. Düşündürücü değil mi, eşi benzer olmayan bir kitabı biz okuduğumuzda anlayamıyoruz, ama birileri anlayacağımız hale getirebiliyor. 
 
Sözlerim yanlış anlaşılmasın, elbette dini öğrenmek için birbirimizden yararlanmalıyız, hepimiz aynı kapasitede değiliz. Ama körü körüne birilerine güvenerek değil. Ayetleri anlamak için, araştırmadan Kur’an ı okumadan, eğer birilerine güvenirsek, mutlaka yanlış yaparız. Çünkü beşer her zaman şaşa bilir. Mezheplerde bunun için birbirleriyle kavgalı. Onun içinde bizler ayetleri, yine Kur’an ın verdiği örneklerden yola çıkarak anlamaya çalışmalıyız. Kur’an ın hiçbir yerinde muhkem ayetlerin anlaşılamayabileceğinden bahsetmez. Tam tersine kolaylaştırıldığından ve birçok örneklerle izah edildiğinden bahseder. Bizlerde çalışmalarımızı, araştırmalarımızı bu doğrultuda yapmalıyız. YANİ KUR’AN I ANLAMAK İÇİN, GÜVENECEK BEŞER ARAMAK YERİNE, EN GÜVENLİ KUR’AN DAN BİZLER, BİZZAT ÖĞRENMEYE ÇALIŞMALIYIZ. Elbette anlayamadıklarımızı da sormalıyız. İmtihan olmanın gereği budur.
 
Gelelim ayete, lütfen ayette anlatılanın, izah edilenin dışına çıkmadan, ayette anlatılmak istenene odaklanalım ki, en doğruya anlayabilelim. Ayette ne diyordu Allah. Senden öncede senin gibi, er kişilerden elçiler gönderdik. Yani senden farkı yoktu gönderdiğim elçilerin, açıklaması yapılıyor.  Şimdide bunu kimlere sorulmasını istediği konusunu düşünelim.  Lütfen dikkat, Kur’an yeni indirilmiş ve toplum yeni Müslüman olmuş. HATTA DAHA ÖNCE HİÇ BİR EHLİ KİTABA TABİ OLMAYAN, EHLİ KİTABIN İNANÇLARINI ÇOK FAZLA BİLMEYEN, ÜMMİ BİR ELÇİ, PEYGAMBER VAR. Sizce daha önceki peygamberlerinde, birer beşer olduğunu kimler bilebilir bu durumda. Daha ortada İslam toplumu, İslam âlimleri, yok ki sorulsun, danışılsın. DİNİ KONULARDA DANIŞILACAK OLSAYDI, PEYGAMBERİMİZE DANIŞIRLARDI. Demek ki burada sorulan farklı bir soru var. Sorulan soru daha önce gelmiş peygamberlerin durumu hakkında, bunu da bilecek olanlar ayette geçen ZİKİR EHLİ yani Allah katından gönderilmiş kitaplara iman eden, Ehli kitap olduğu anlaşılıyor. Tabi bugün bizler günümüzde, ayette geçen konuyu hiç kimseye sormak durumunda değiliz. Çünkü ayet bunu açıkça belirtmiş, bizlerde buna şüphe duymadan iman ediyoruz.
 
Bu sözlerimden sonra, şöyle düşünen kardeşlerimde olabilir. Niye ehli kitaba soruyoruz ki, onlar zaten dinden sapmış insanlardı. Çok doğru aslında, ayette mutlaka onlara sorun demiyor zaten. Bugün bizlerin sormasına da gerek yok. İsterseniz sorun denilen, o günkü toplum. ÇÜNKÜ AYETTE GEREKEN AÇIKLAMA YAPILMIŞ VE TÜM GÖNDERDİĞİM ELÇİLER BEŞERDİ VE ÖLÜMLÜYDÜ DİYOR. Dikkat ederseniz eğer bunu bilmiyorsanız, yani bu konuda şüpheniz varsa, o günkü ehli kitap toplumlar kast edilerek, onlara sorun diyor. YALNIZ DİKKAT, SORULMASI GEREKEN KONU GÖNDERİLEN ELÇİNİN DURUMUYLA İLGİLİ. Yoksa dini konularda, onlara danışılmalıdır anlamında asla değil. Bahsettiğimiz ayetin devamında ki ayet, bakın konuyu aslında açıklıyor. 
 
Nahl 44: (O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. (Diyanet meali)
 
Allah daha önce gönderdiği elçileri apaçık belgeler, kitaplar göndererek her bilgiyi açıkladığını söylüyor. Yani 43. Ayette zikir ehline sorun dediği, daha önceki kitaplarda da aynı bilgilerin olduğu açıklanıyor.  Ayetin devamında da peygamberimize, sana zikir yani Kur’an indirdik ki, onlara açıklayasın, tebliğ edesin diyor. Devamında söyledikleri çok önemli. Bize tebliğ edilen Kur’an ı da bizler, ÜZERİNDE DÜŞÜNEREK bizzat bizlerin araştırmamızı, imtihanımızın gereklerini yerine getirmemizi istiyor. Bu uyarıları Kur’an da, ayetlerin sonunda çok duyarız. Allah ayetlerin üzerinde bizlerin düşünmesini özellikle emreder. Çünkü kalıcı ve güçlü imanın yolu düşünerek iman etmekten geçer. KUR’AN I ANLAMAK İÇİN ÂLİMLERE, VELİLERE GİDİN SORUN SİZ ANLAYAMAZSINIZ, ŞEKLİNDE BİR AYET, ASLA YOKTUR KUR’AN DA. OLSAYDI DİĞER AYETLERLE, TEZAT OLUŞTURURDU.
 
Nahl 43. Ayette, çok önemli bir konuya da açıklık getirdiğini görüyoruz. Daha önce Allah ın gönderdiği elçilerin, tıpkı peygamberimizin olduğu gibi bir beşer, ölümlü, bir er kişi olduğu bilgisi veriliyor ve diyor ki, bu konuda emin olmanız için, Zikir ehline, yani daha önce gönderdiği elçilere, kitaplara iman edenlere sorun diyor. Buradan açık bir şekilde Hz. İsa peygamberimizin de, tıpkı peygamberimizin olduğu gibi bir beşer, ölümlü olduğu, o günkü toplum tarafından biliniyormuş. Eğer tamamı yanlış inanç içinde olsalardı o gün, onlara sorun demezdi Allah bu konuyu. Şimdide istismar edilen, çok farklı anlamlar yüklenen, Nisa suresi 59. Ayete birlikte bakalım. 
 
Nisa 59: Ey iman edenler! ALLAH’A İTAAT EDİN. PEYGAMBER’E İTAAT EDİN ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu ALLAH VE RESÛLÜNE ARZ EDİN. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir. (Diyanet meali) 
 
Ayeti okuduğumuzda, dikkat çeken konu, peygamberimizin yaşadığı dönemle ilgili. Rabbimiz Ey iman edenler diye başlıyor ve ilk uyarıda Allah a itaat etmemizi emrediyor. Daha sonrada elçisine yani peygamberimize itaat edin diyor. Burada dikkat etmemiz ve unutmamamız gereken, peygamberimizin yaşadığı dönemle ilgilidir. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğümüzde, sorunlarınızı Allah ve resulüne arz edin diyor. 
 
Burada düşünmemiz gereken soru, Allah ayrı resulü ayrımı? Elbette hayır, peygamberimize müracaat eden biliyor ki, Allah ın elçisi ümmetine yalnız Kur’an ile hükmedecek, yalnız Kur’an ın hükümleri ile karar verecektir. Çünkü Allah bir ayetinde ne diyordu; ALLAH HÜKMÜNE, HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ. Maide suresi 49. Ayetinde, bakın Allah elçisine ne diyor. (SEN DE ARALARINDA, ALLAH'IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMET. ONLARIN KEYİFLERİNE UYMA.)
 
Ayette, herhangi bir sorununuz olduğunda, peygamberimize arz edilmesini isteyen Rabbimiz, elçisine verdiği görev gereği yalnız Kur’an ile hükmedeceğini biliyor. Onun içinde Allah a ve resulüne arz edin cümlesini, birlikte anlamalıyız, ayrı ayrı anlamda değil. Bakın Allah elçisine, deki onlara diyerek ne söylemesini istiyor.
 
Enam 114: (De ki): ALLAH'DAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYACAĞIM? Halbuki size Kitab'ı  açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (Diyanet vakfı meali)
 
Buradan da anlıyoruz ki, PEYGAMBERİMİZİN HAKEMLİĞİ, Allah ın hükümlerinden oluşuyor, yani Kur’an dan, farklı bilgilerden değil. Ayetin devamında da, çok net bir açıklama yapıyor ve diyor ki, (Hâlbuki size Kitab'ı açık olarak indiren O'dur) Tabi bizler bunca ayeti gördüğümüz halde, hala açıkta ne kadar açık, diyerek gerçekleri anlamamakta ısrar ediyoruz. 
 
Ayette ayrıca dikkat çeken bir uyarı ise, bizlerin seçtiği yöneticilere uymamız emredilmiştir. Uyarmak isterim, Kur’an kendi yöneticinizi kendiniz seçin der. Ama ne yazık ki İslam toplumları, genel çoğunlukla krallıkla yönetilmiştir ve yönetilmeye de devam ediyor. Bu uyarıdaki amaç, toplum arasında sükûnetin ve barışın sağlanması adınadır. 
 
Peki, bizler günümüzde Nisa 59. Ayetten ne anlamalıyız. Burası çok önemli. Allah iman eden Müslümanlara sesleniyor, Allah a ve onun elçisi kanalıyla göndermiş olduğu kitap Kur’an a itaat etmemizi emrediyor. Bu ayetten eğer Kur’an dan başka dini yaşamak için, peygamberimizin hadislerine de iman etmemizi emrediyor Allah, diye anlarsak, Kur’an da geçen yüzlerde emre ters düşeriz. Lütfen unutmayalım, peygamberimiz sağlığında Kur’an ın dışından hiçbir şey yazdırmamış, ümmetine bunlarda dinin emirleridir, uymalısınız dememiştir. Hatta hadis naklini, yapılan yanlışları, sözlerine ilaveleri gördüğünden yasaklamıştır. Tek bir ayeti hatırlatmak yetecektir. 
 
Zuhruf 44: Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüttür. İLERİDE ONDAN SORUMLU TUTULACAKSINIZ. (Diyanet Vakfı meali)
 
Bu ve buna benzer yüzlerce ayete iman ettiğimizi söylüyorsak, peygamberimizin Kur’an ın dışından, dine ilaveler yaptığına inanmamız, hataların en büyüğü olacaktır.  Bugün İslam toplumunun bölünmesinin, bir birine düşman olmasının tek nedeni, Kur’an ın dışından emin olamayacağımız bilgilerin ardı sıra gitmemiz ve bu bilgileri dinin asli unsuru kabul etmemizdendir. 
 
Tüm bu bilgilerden yola çıkarak, tekrar şunu söyleyebiliriz.  Bugün bizler peygamberimizin yolundan gitmek, onu örnek almak istiyorsak, Allah ın da emrettiği gibi, yalnız Kur’an ın ipine sarılmalıyız. Emin olmadığımız bilgilerin ardı sıra gitmemeliyiz. Unutmayalım, peygamberimiz bizler için güzel bir örnekti, dinde Allah ın ortağı değil.
 
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
 

://


  • Hale bunu beğendi

#2
halukgta

halukgta

    KD ™ Arkadaş

  • Dost
  • 74 İleti
  • Facebook:https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
  • Gender:Male

SİZCE ŞANS NE ANLAMA GELİYOR.

 

 

Hepimizin çok sık kullandığı bir kelimedir ŞANS. Hiç tahmin etmediğimiz bir şeyin olması, ya da tam tersine olmasını istediğimiz bir şeyin olmaması durumunda da kullanırız. Ya çok şanslıymışım deriz, istediğimiz şey olmadığında da, şansımız yokmuş der geçeriz. Sizce şans ne demek, hiç düşündünüz mü? Türk dil kurumunun sözlüğüne baktığımızda şansı bakın nasıl açıklıyor. 
 
“Mantıkla açıklanamayan, birtakım rastlantısal olayların nedeni olan güç, baht, talih, felek. Doğaüstü güç.“
 
İşin doğrusu, çok fazla akıl erdiremediğimiz konular başımıza geldiğinde kullanırız bu kelimeyi. Şans kelimesini tarif ederken, mantıkla açıklayamadığımız ve rastlantısal olaylar deyip geçeriz. Sizce bizlerin başına gelen ve şans diyerek geçiştirdiğimiz bazı olaylar, rastlantı mı? Hiçbir gücün etkisi yok mu başımıza gelen olaylarda? O zaman rastlantı ne demek? Bakın bu kelimede açıklanamıyor. 
 
Önce şunu asla unutmamalıyız. Rastlandı diye bir şey asla olamaz. Bunu böyle düşünmek bizlerin işine geliyor. Şansı tarif ederken, dil kurumu mantıkla açıklanamayan ifadesini kullanmış. Eğer bir olay mantıkla açıklanamıyorsa, göremediğimiz ama hissettiğimiz bir sonuç çıkıyorsa ortaya, neden bu olaya şans diyoruz da, ALLAH IN TAKDİRİ DEMİYORUZ. Hani Allah ın izni olmadan, YAPRAK BİLE KIPIRDAMIYORDU.
 
Kur’an bizleri uyarırken, başınıza gelen her musibet kendi ellerinizin yaptıklarındandır der. Yine bir başka uyarısında, başınıza gelen bir şer, kim bilir belki sizin için hayırdır, yine başınıza gelen bir hayır, belki de sizin için şerdir, Allah bilir siz bilmezsiniz diyerek, başımıza gelecek olayların bizler tarafından dikkatle takip edilip, düşünmemiz gerektiği uyarısını yapar.
 
Tabi bizler tüm bu uyarılardan habersiz, ya da işimize gelmediğinden olsa gerek, olayların sonuçları hakkında düşünmek yerine, ŞANS deyip geçeriz. ŞANS DİYE BİR ŞEY YOKTUR, LÜTFEN BUNU UNUTMAYALIM. Bir işe gereken çabayı gösterdiğimiz halde iyi bir sonuç alamıyorsak, onun takdirinin Allah katından geldiğini unutmayalım. Yine bir işi çok isteyip, ama çok fazla çaba harcayamadığımız halde, istediğimiz bir sonuca ulaşmış ve mutlu olmuşsak, buna şans demeyelim, bunun takdirinin de yine, yüce Rabbimiz katından olduğunu bilmeliyiz. 
 
BİZLER NE YAZIK Kİ, ALLAH IN TAKDİRİNİ GÖZ ARDI EDİYORUZ. Kim bilir belki de böyle işimize geliyor. Nefsimizin azgın dürtüsü, bencil duygularımızın baskısı ön plana çıkıyor ve her an her dakika hayatımıza, yaşamımıza Allah ın müdahale edebileceği düşüncesini hatırlamak istemiyoruz. 
 
Bu dünyada hiçbir şey, hiçbir olay rastlantısal ve mantıksız oluşmamıştır. Bu durumda başımıza gelen bazı olaylara, anlamını bile açıklayamadığımız ŞANS ismini nasıl veririz. 
 
Çok fazla çalışmayıp başardığımız, ya da çok fazla çalışıp da başaramadığımız işlere ŞANS demeyelim. BUNUN ARDINDAKİ, ALLAH IN TAKDİRİNİ ANLAMAYA ÇALIŞALIM. Çok istediğimiz halde, şanssızmışım dediğimiz işlerin, belki de bizler işin hayrı olacağını, tam tersine çok şanslıymışız dediğimiz bazı şeylerinde, belki de bizlere hayrı dokunamayacağını unutmamalıyız. 
 
Bizler Allah ın katındaki derecemizi bilemeyiz. Onun içinde, elimizden gelen gayreti her konuda göstermeliyiz. GAYRET BİZDEN, TAKDİR ALLAH DAN. Gayretli, çalışkan bir insan olarak, hiç ummadığımız güzel olaylarla karşılaşıyorsak, bu güzelliğe anlamını bile tanımlayamadığımız ŞANS demek yerine, YÜCE RABBİMİZDEN GELEN BİR LÜTUF OLDUĞUNU BİLEREK, ONA ŞÜKRANLARIMIZI SUNMALIYIZ. Eğer tam tersi bir durumla karşılaşmışsak, yine buna ŞANSIZLIK demek yerine, sebep sonuç ilişkisini, kendi nefsimizde değerlendirmeliyiz.  Bazı şeyler bizim elimizden gelmez. Ama HAK tan, hiç ummadığımız bir zaman gelebilir, bunu unutmayalım.
 
Yaşadığımız bu dünyada, şans eseri meydana gelen bir zerre dahi olmuyorsa, bizlerin başına gelen hiçbir olayı da bizlerin, ŞANSA bağlamamız ancak, bizlerin kendi nefsimizi kandırıp oyalayacaktır, lütfen bunu unutmayalım. 
 
Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK
 
 


#3
halukgta

halukgta

    KD ™ Arkadaş

  • Dost
  • 74 İleti
  • Facebook:https://www.facebook.com/Kuranadavet1/?ref=aymt_homepage_panel
  • Gender:Male

 MÜSLÜMAN BİR AİLE, KAÇ ÇOCUK YAPMALIDIR?

 

 

Bugünkü yazımın konusu, günümüzde bizleri yönetenlerin tavsiyelerinde olduğu gibi, Kur’an evli çiftlere, bol çocuk yapın önerisinde bulunuyor mu, sorusu üzerine olacaktır. Gerçekten de Allah bizlere evlenince, bol bol çocuk yapın mı diyor? KUR’AN I REHBER ALAN ONU ANLAYARAK VE ÜZERİNDE DİKKATLE DÜŞÜNEREK OKUYAN BİR İNSAN, ALLAH IN KUR’AN DA BÖYLE SINIRSIZ, SORUMSUZ VE KURALSIZ BİR EMİR VERMEYECEĞİNİ ZATEN BİLİR.

 

Allah Kur’an da emirlerini verir, ama bizlerin emri hayatımıza geçirmeden önce, mutlaka düşünmemizi, aklımızı kullanmamızı emreder. YANİ AKIL, İMANIN ANAHTARIDIR. Düşünmeden her şeyi kabullenen bir insanın, imanı da güçlü olamaz. Bunun nedeni, yaptıklarımızın özüne hâkim olabilmek adınadır. Böyle yaparak, uyguladıklarımız dan ve hayatımıza geçirdiklerimizden, azami fayda sağlamak amaçlanmıştır.

 

Allah bizlerin evlenmemizi tavsiye eder. Hatta eski devirlerde yapılan birden fazla evlilikler doğru olmadığı için, tek evliliği özellikle önerir. Çünkü çoklu evliliklerde, hem eşler hem de çocuklar arasında, adaleti sağlayamayacağımız uyarısını yapar.  Ama asla çocuk sayısı konusunda tek bir örneği dahi yoktur Kur’an ın. Olmasını da beklemek mantıklı olmaz. ÇÜNKÜ BİR AİLEDE ÇOCUK SAYISI, AİLENİN GELİRİ, GEÇİMİ İLE DOĞRUDAN BAĞLANTILIDIR. Eğer hesapsız ve düşünmeden, doğru planlama yapmadan yapacağımız çocuklara, gerekli eğitimi, bakımı ve ilgiyi veremeyeceğimiz için, aile bireyleri olarak sorumlu oluruz.

 

Elbette evliliğin taçlandırılması çocuktur, ama bu her zaman mümkün olmayabilir. Allah bir ayetinde, biz istediğimize istediğimiz kadar çocuk verir, istemediğimize çocuk vermeyerek imtihan ederiz der. Onun içindir ki, ailede çocuk sayısını, aile bireyleri belki özgür iradesi ile belirler ama bazı durumlarda Allah ın müdahalesi de vardır. Herhangi bir işte önemli olan çokluk değil, özde kalite ve verimliliktir. Bakamayacağımız sayıda çocuk yaparak, evlatlarımızı zor durumda bırakmanın, akıl ve mantıkla açıklaması olamayacağı gibi, Kur’an da böyle bir davranışı asla onaylamaz. Müslüman toplumlarında, bunun örneklerini ve çocukların ne halde olduklarını, hep birlikte görüyoruz. Anne ve babaların hatalarını, ne yazık ki çocuklar çekiyor. Ama Kur’an istemeden de olsa, doğacak çocuklar konusunda moral verir ve yol gösterir. Bakın cahiliye devrinde, yoksulların yaptıkları çok sayıda çocuklara karşı neler yapılıyormuş, bu uyarı ayet üzerinde düşünelim.

 

İsra 30Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir. 31: YOKSULLUK KORKUSUYLA ÇOCUKLARINIZI ÖLDÜRMEYİN. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır. (Diyanet meali)

 

Ayet aslında çok dikkat çekici ve o günkü toplumun yaptığı yanlışa, düşündürücü uyarırlarda bulunuyor bizlere. Yaradan dilediğine rızkı bol vereceğini, dilediğine de kısacağını söylüyor. Sizce Allah, hiç düşünmeden, plan program yapmadan, bakamayacağı sayıda çocuk yapana mı rızkı bol verir, yoksa aklını kullanarak gelirini, giderini hesap ederek, çocuklarını çok daha iyi yetiştirmek için planlı bir aile fertlerine mi rızkını bol verir? İşte bu soruya eğer doğru cevap verebiliyorsak, sorumuzun doğru cevabını da bulmuş oluruz. Her ailenin iyi günleri olduğu gibi, kötü ve zor günleri de olabilir. Allah bu ayetiyle, zor günler yaşayan ailelere moral veriyor. YOKSA BU AYETTE ALLAH, İSTEDİĞİNİZ KADAR ÇOCUK YAPIN, BEN RIZKINIZI VERİRİM DEMİYOR. Bu ayet cahiliye devrinde yapılan bir yanlışa, dur demek amacıyla indirilmiştir.

 

Devamında ise bir uyarıda bulunuyor Rabbimiz. Dünyaya getirdiğiniz çocuklarınızı, yoksulluk bahanesiyle sakın öldürmeyin. Allah elbette rızık verendir diyerek, aileleri cahiliye devrinde yapılan yanlıştan, vazgeçirmeye çalışıyor. Burada dikkat çeken bir konuda, cahiliye devrinde de düşünmeden, bakabileceklerinden fazla çocuk yaptıkları anlaşılıyor. Tabi bu yanlışlarını, Allah ın asla önermediği bir yöntemle çözmeye, fazla çocuklarını öldürmeye yeltendiklerini anlıyoruz.

 

Ailelerde çocuk sayısı, çok farklı ve değişken bir konudur. Bu konuda öyle farklı düşünceler vardır ki, herkes söylemlerinin ve inançlarının etkisindedirler. Geçmiş yıllara baktığımızda çağın ve toplumların, yaşayış şekillerine göre, hem çok eşli hem de çok çocuklu olmak gelenekleri gereğiydi, hatta bir ailenin şanı ve şerefiydi diyebiliriz.  Tabi bu zamanla değişti, tek eşlilik ve daha az bakabileceğimiz kadar çocuk düşüncesi, ailelere hâkim oldu. İlginçtir günümüzde, çok az çocuk yapan, hatta evlenmeden yaşayan ülkelerde, genç neslin çok azaldığı ve ülkeleri büyük bir tehlikenin beklediği söz konusudur. İşte buda yanlıştır. Onun için Allah bizleri her konuda düşünmeye sevk eder. Allah ın Orta yolu izleyin önerisi, dikkate alınmalıdır. Bu emirde bile bir disiplin ve uyarı var.

 

Düşünmeden ve plansız çocuk yapma fikri ve davranışı, TOPLUM İÇİNDE İNSANLARIN BİRİLERİNE BAĞIMLILIĞINI, MUHTAÇLIĞINI ARTIRIR. Teknolojinin ilerlemesi, daha az insanla mal üretme çabası geliştikçe plansız aileler, çocuklarına ne yazık ki iş bulmakta zorlanmaya başladılar. Bunu kullanan elbette bazı art niyetli kişiler çıkacak ve evlatlarımız, gençlerimiz neredeyse karın tokluğuna çalıştırılmaları kaçınılmaz olacaktır. Ne yazık ki günümüzde, bu acı gerçekle karşı karşıyayız.

 

Değerli din kardeşlerim. Kur’an ı anladığı dilden dikkatle okuyan ve üzerinde düşünen bir Müslüman, şunu açıkça görebilir. ALLAH BİZLERİN YAPACAĞI HER KONUYU, ÖNCE DÜŞÜNMEMİZİ, DAHA SONRADA MANTIĞIMIZIN SÜZGECİNDEN GEÇİRDİKTEN SONRA, YAPMAMIZI EMRETTİĞİNİ ÇOK İYİ BİLİR. Onun içinde bu konuda açıkça şunu söyleyebiliriz;

 

Müslüman bir aile, mutlaka bakabileceği, eğitim verebileceği kadar çocuk yapmalıdır.  Bunun bir sayısını vermek yanlış olur. Dikkat ederseniz çok zengin insanlar 2 ya da 3 çocuk yaparlar. Ama her ne hikmetse, çok fakir olanlarda aynı sayıda, hatta çok daha fazla çocuk yapmaktan çekinmezler. Peki, sonucu ne olur sizce? ÜZGÜNÜM AMA BÜYÜDÜKLERİNDE, ZENGİNLERİN KÖLESİ OLMAKTAN KURTULAMAZLAR.

 

Bu durumda, gereğinden fazla çocuk yapılmasını kimler önerir, tavsiye eder sizce? Söylemeye dilim varmıyor ama kendilerine muhtaç olan toplumlar yaratmak isteyenler ve bu toplumları da istedikleri gibi yönetme gücünü ellerinde bulundurmak isteyenler, ne yazık ki toplumu çok çocuk yapmaya teşvik ediyorlar. Bu çok üzücü bir durum, lütfen çok dikkatli olalım, yoksa bizden sonra gelen nesiller, birilerinin esaretinden ve modernleştirilmiş köle olmaktan asla kurtulamazlar.

 

Her aile çocuk sahibi olmak ister. Evlenip de hiçbir neden olmadan, çocuk istemiyorum demek ne kadar yanlışsa, bakamayacağımız kadar çocuk yapmakta o kadar yanlıştır. Kur’an ın önerisi evlenmek ve çocuk sahibi olmaktır ama asla düşünmeden, hesap etmeden sayısız çocuk yapmak değildir. Allah Kur’an da DÜŞÜNMEYE VE AKLA ÖNEM VERDİĞİNİ GÖSTERMEK İÇİN, BAKIN NASIL UYARIYOR BİZLERİ.

 

Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. ALLAH, AZABI AKILLARINI (GÜZELCE) KULLANMAYANLARA VERİR. (Diyanet meali)

 

Evlatlarını gerektiği gibi doyurup, giydirebilen, hiç kimseye muhtaç olmayan ve gereken eğitimi verebilen bir ailemi istiyoruz, yoksa birilerine muhtaç, karın tokluğuna çalıştırılan çocuklar mı yetiştirmek istiyoruz? SİZCE ALLAH HANGİSİNİ ÖNERİR BİZLERE? Yorum ve karar sizlerin.

 

Saygılarımla

 

Haluk GÜMÜŞTABAK

 

http://hakyolkuran.com/

http://halukgta.blogcu.com/

http://kuranyolu.blogcu.com/

 

 

 


Konu halukgta tarafından 13 Haziran 2016 Pazartesi - 18:58 tarih ve saatinde düzenlenmiştir





0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı